Artık Tavus Kuşlarına Aldanmayacağım!..

Merhaba, Epeyce bir zaman oldu biliyorum. Beklettim seni. Beni anlayacağını umuyorum. Ne olur biraz dinle beni. Anlatacaklarım var sana. Ne kadar da aptalım. Sen dinlemez, kendini dinletirsin değil mi? Elinde değil. Ama bir kez rica etsem de beni dinlesen. Seni ihmal ettim ben. Biliyorum.

Geçen günden bahsedeyim önce. Hava rüzgarlı ve yağmurluydu. Bilirsin yürümeyi severim. Uzun mesafelerde aklımdakileri süzgeçten geçirmenin en güzel yoludur. Yol, eğer senin aklında düşüneceğin ve süzgeçten geçireceğin Bazı şeyler varsa daha çabuk biter. Ne zaman o kadar yolu yürüdüğüne şaşar kalırsın. Severim Bostanlı sahilini. Silinmiş tüm resimleri.

Uzun yıllar Güzelbahçe kıyılarından Karşıyaka’nın, Bostanlı sahilini Gece ışıklanmış haliyle seyrettim. Nedenini bilemediğim garip bir tutkuyla dalıp gittim ışıklara. O ışıkların hepsi sanki akar ve Bostanlı iskelesi önünde ve tam arkasına gelen bölgede düğümlenir yükselir ve oradan tekrar Körfeze doğru akar, körfez üzerinden bana doğru sürüklenirdi. Bir anlam veremezdim, ama çok derin bir haz duyardım. Geç saatte uykuya dalmak üzereyken bana doğru gelen ve içime akan o huzmelerin etkisiyle kısa bir süre uykum kaçsa da kendimi Ona teslim ettiğimde, o da beni yavaşça uykuma teslim ederdi.

Bir anlamı varmış. Şimdilerde tabi seni imal etmem için bir neden olmasa da bu sahilde olmak varmış ve derin bir içsellikle de güzellikleri yaşamak dersler almak. En ıslak günlerde bile yağan yoğun yağmurdan sonra ne yapıp edip yüzünü gösteren ve artık batmaya hazırlanan güneşi, bu sahilden izlemek, gece ışıklarından farklı olarak gün ışığının huzmelerinin Yarattığı farklı enerjileri de hissetmek varmış.

Yürüyordum işte. Hızlıydı adımlarım. Kapalıydı hava ama yağmur yoktu. Şemsiye de almadım yanıma. Sadece şapkam vardı başımda. İskeleye kadar yürüdüm. Kalabalık değildi. Hava kapalı olduğundan Sanırım. Hafiften terlemiştim. Biraz oturdum iskelenin dışındaki kanepelerde. Oturunca daha bir yorulduğumu anladım. Nefes aldım derince.

Biraz detaya girdim farkındayım. Ne yapayım seni biraz yumuşatmak ve dinlemeye ikna etmek amacım. Bu kez dinle beni ne olur. Son bir gayretle ben de seni dinleyeceğim. Elime alacağım seni Burguların dönmüş farkındayım. Tellerin de gevşemiş. Söz sana; Hepsini düzeltip, akort edip, şiş karnını göğsüme dayayıp, çok sevdiğin siyah mızrapla tellerine dokunacağım. Kızma ne olur! Dedim ya, farkındayım seni çok ihmal ettiğimin.

Ben de seni dinleyeceğim ve seni üzmeyeceğim artık. Tellerine vurdukça mızrabı parmaklarım da dolaşacak sapının üzerinde parmak uçlarım öylesine dolaşacak ki tellerde en güzel ezgileri bulacak tam da yerinde.

Tavus kuşunu bilir misin? Gördün mü hiç sen Tavus kuşu? Görmemişsindir eminim. Ben gördüm. Süslü bir kuştur. Kuyruğu kapalıyken fazlaca bir güzellik yoktur görüntüsünde. Aklına esip de şöyle bir açtığında yelpaze gibi kuyruğunu değişik bir görüntüsü vardır. Hoşuna gider yani. Bir tablo gibi oluverir. Bazen de öylesine öter ki çok uzaktan duyarsın sesini. Öyle ki sinirlenip ağzına geleni söylemek isteyen bir süslü kadın gibidir. Neyse nerden geldi aklıma bu tavus kuşu bilmem. Ama dur! Hatırladım galiba, Geçen gün kahve falımda çıktı evet, Kahve falımda. Bir sembol galiba birisini belki de bir kadını anlatıyor. Üzerinde durmadım.

Fazla oturmadım iskelede. Günlerden pazardı. Her zaman ki manzara işte. Karşıda büfe. Yanda çiçekçi. Onun yanında da simitçi. Oturduğum kanepe ye yakın gazete satan adam. Ben oturduğum sürece ne çiçekçi ne simitçi ne de gazete satan adam satış yapmadılar. Büfe de biraz hareketlilik vardı. Aklımda düşüncelerin hızla akışına izin verip bir nokta da kalmamaya dikkat ediyorum. Böylesi daha iyi geliyor. Rahatlıyorum. Çok yukarıdan sanki yağmurun geldiğini anlamışçasına Martılar sürü halinde denize doğru geçtiler. Başımı kaldırıp baktım onlara.

Sevdiğim şehir! Ey İzmir! Burada mısın? Yanım da mısın? İçimde misin? Sen dinle bari beni. Udum bana kulak vermiyor.

‘’ O Tavus kuşu kadar değerim yok yanında’’ demelerde.

‘’Seni sürekli bekledim gelip beni okşaman için. Tellerime dokunup özlediğim mızrapla beni buluşturman için. Bak tellerim ne halde! Dağıldım. Ses vermeyi, sesimi dinletmeyi isterken, sen beni susturdun’’ diyerek sitem etmelerde bana.

‘’Niye buradayım ki kalkayım artık.’’ Diye düşünüp yürüyorum Mavişehir yönüne doğru. Yağmur birden bastırıyor. Hiçbir önlemim yok. Anlamsız korunmaya çalışmak. Bırakıyorum kendimi. Yağmura. ‘’Islat beni istediğin kadar!’’ diye de meydan okumalardayım.

Ne olur anla beni, söz veriyorum. Yine eski günlerdeki gibi, seni gözümün önünden ayırmayacağım. Seni çok seveceğim. Seni dinleyeceğim. Her gün seni elime alıp parmak uçlarımı Gezdireceğim klavyende, seni okşayacağım. En güzel ezgileri sende arayacağım. Ve de artık söz ki söz sana; Tavus kuşlarına aldanmayacağım.

ÖZDENER GÜLERYÜZ