Ayrışma Diyenler/Diyemeyenler!

Ülkemizin yaşadığı ayrışmanın varmış olduğu noktayı son olarak Ali Koç dillendirdi: “terör sorunlarının da jeopolitik sıkıntıların da geçeceğini zaten ekonomimiz de iyi hatta daha da iyi olacak” dedikten sonra  “karpuz gibi ortadan ikiye ayrışmış vaziyetteyiz cümlesini kullandı. Sayın Ali Koç’un konuşmasında ayrışmadan başlayarak milli-ulusal değerlere kadar uzanan bir çizgide müthiş bir karışıklık hissediliyor. Hangi kesimden gelirseniz gelin altına imza atabileceğimiz değerlerimiz az. Kişi başına düşen ağaç sayısı, dünyanın en güzel sahilleri, 2023 hedefleri gibidünyanın en büyük on ekonomisinden birisi olmak gibi hedeflerimiz çok az. Dolayısıyla da bizi ayrıştırmak çok kolay ifadelerinden daha fazlasını söylemesini bekliyor insan ama olmuyor.

Bu tablo aslında ülke olarak üzerinden 94 yıllık bir zaman dilimi geçmiş olmasına karşın sermaye kesimimizin de geri kalan kesimlerimizden çok da farklı bir yerde olmadığını ortaya koymaktadır. Devlet ile iş yapma geleneğinden beslenen kesimlerin devletin işleyişine yönelik herhangi bir eleştiri getirememeleri beklenilen bir durumdur. Fakat yine de tüm olup bitenleri sadece ortadan ikiye ayrılmak üzerinden betimlemek ve sonra sanki hiçbir şey yokmuş gibi ifadeler kullanmak çok da anlaşılabilecek bir durum değildir.

Bu ülkenin toplumsal tarihinde son dönemde yaşadığımız ayrışmanın çok ötesine geçen hatta çok daha kanlı sonuçları olan gelişmeler yaşandı. Yaşınızın bütün bu olup bitenleri yetişmemiş olması başka bir şeydir bunlardan bir haber olmanız başka bir şey! Öte yandan bu ülkede milli, ulusal değerlerin oluşumuna katkıda bulunulacaksa eğer buna tüm toplumsal kesimlerin katkıda bulunması kadar yine tüm toplumsal kesimlerin de bu değerleri sahiplenmesi de gerekecektir.

Birlikte bir gelecek hayal edememe hatta geleceğe ilişkin hayal bile kuramama içinden geçtiğimiz dönemin en büyük sorunlarından bir tanesidir. Ülkemizin dünyanın en büyük on ekonomisinden bir tanesi olması veyahut dünyada büyüme rekorları kırması gibi hedefler koymakla iş bitmiyor. Bütün bu olup bitenleri tüm vatandaşlara yansıtıp yansıtamadığımız, hayatları değiştirip değiştiremediğimiz meselesi üzerinde durabilmek durumundayız.

İşte burada ülkenin sermaye sahipleri olan kesiminin sadece yatırımlarla veya sosyal sorumluluk projeleriyle değil aynı zamanda ülkenin zihniyet dünyasında olup bitenlerle de yakından ilgilenmek gibi bir sorumlulukları bulunmaktadır. Sözü edilen o değerlerin yaratılması için mücadelede her kesim kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. Aksi halde gelişmeleri sadece uzaktan takip etmek durumunda kalırız ki, bizim yaptığımız da çoğu zaman tam da budur.

Altına ortak imza atabileceğimiz değerleri yaratabilme konusunda bile bir araya gelebilme konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Yaşadığımız gelişmeleri ayrışma şeklinde niteleyenler ve nitelemeyenler olmak üzere burada bile kafalarımız net değil! Hayatı bu kadar çok gel-gitler içerisinde yaşayan ve içsel birlikteliğini kaybeden bütün toplumları ayrıştırmak kolaydır. Zor olan bütün olumsuzluklara karşın bir araya gelebilme iradesini gösterebilmek ve bu doğrultuda harekete geçebilmektir.

Bizim dışımızda hatta kendi içimizde olanları da dahil ederek sürekli bir biçimde yaşadıklarımızı komplo nitelemesi ile açıklayamayız. Bireysel iradesini göstermekten imtina eden, çekinen insanların yaşadığı bir ülkede siz istediğiniz kadar demokrasi lafını kullanın. Demokrasi, sadece oy kullanmaktan ibaret olmayıp aynı zamanda hayatın tüm alanlarında kendisini hissettiren bir yönetim biçiminin adıdır. Burada asıl olan kişinin kendi düşüncelerini özgürce, baskı altında kalmadan ifade edebilmesinin koşullarının yaratılabilmiş olmasıdır.

Ulusal değerlerin yaratım süreci ve bunun kitleselleşebilmesi de yönetim tarzıyla yakından ilintilidir. Bu noktada da sermaye sahiplerine daha fazla görev düşmektedir. Çünkü bu kesim gerek almış olduğu eğitim, gerek yaşam standartları gerekse de bağlantıları nedeniyle tüm bu sözünü ettiğim değerleri çok daha önce fark edebilme ve bunların önemini hissedebilme şansına sahiptirler.

Ülkenin karpuz gibi ortadan ikiye ayrılmasının bir sonraki adımının hiç kuşkusuz ekonomik dengeler üzerine yaratabileceği etkiler olduğu hususunda da herhalde sokaktaki insanlardan çok daha fazla antenleri açıktır. Asıl mesele ve olması gereken ise işte bu sonuçları konuşmaları gerekliliğidir. Siyasilerin yanlışlarını söyleyebilmek veyahut çözüm önerileri konusunda katkıda bulunabilmek için mutlaka siyaset yapmanız gerekmez.

Bugün gelmiş olduğumuz nokta itibariyle her zamankinden çok daha fazla söze ihtiyacımız bulunuyor. Ülkemizin tüm kesimlerinin yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız konusunda söyleyeceklerini sakınmadan, çekinmeden söyleyebilmeleri gerekiyor. Ama en çok da bu ülkenin yatırım yapan, ekonominin çarklarını döndüren sermaye sahiplerinin net olmalarına ihtiyaç duymaktayız. İki cami arasında binamaz insan tipi bugün en son ihtiyacımız olandır ve bu idareci zihniyet sayesinde zaten tarih boyunca yeterince çekmiş bulunmaktayız.

Kavramları eğip bükmeden net olarak söyleyebildiğimiz ve ardından birbirimizi ötekileştirmeden tartışabildiğimiz zaman, bu ülkede işler daha farklı bir boyuta taşınacaktır. Ama bütün bunlar için de hepimizin eteğindeki taşları dökmesine, dürüst olmasına ve demokrasiyi yaşatacak adımların atılmasına birey olarak katkı koymaya ihtiyacımız bulunmaktadır.