Balıkçı ve Ege'nin Mitolojik Hikayeleri!..

Balıkçı, öylesine anlatır ki Egeyi ve kıyılarını, tadına doyamazsınız. Onun her kelimesinde sihirli bir derinlik ve anlam yükü vardır.

Onun anlatımıyla Egeyi ve kıyılarını anlamak, insanı üstün bir kültür seviyesine taşır. Ege, olağan arzuları uyandıran bir deniz değildir. Diyor balıkçı. Neden? Diye de soruyor ardından, Dünyanın yedi harikasından dördü, hep Ege kıyılarında gün gördüler de (ikisi Yunanistan kıyılarında, ikisi de Türkiye kıyılarında) başka yerlerde yükselmediler? Sorusuyla da şaşırtıyor insanı.

Sadece Ege de Ekvador balığı olan Exocet (Bir tür kırlangıç balığı) kayığınızın sağından solundan uçarak havaya fırlar. Bu balığın burada bulunuşu, iklimin tatlılığının ifadesidir balıkçıya göre.

Anadolu’yu eğer bir yere bakıyor farz edersek, onun ancak denize baktığını farz edebiliriz. Anadolu’nun bütün kolları Ege denizine açılmıştır. Sanki Anadolu denize sevgisinden, Ege köpüklerine atılmıştır. Anadolu’dan koparak geldiğinizde kıyılara, her yan yıkıdır. Ama her bir yan cennet yıkısıdır. Çağ, çağı siler, zaman zamanı söndürür. Ama burada çağların silemeyeceği, zamanların söndüremeyeceği bir güzellik vardır.

Ege’nin harabelerinin çatlak duvarlarının kulelerinin, çökmüş surlarının, devrilmiş sütunlarının üzerinde güzellik gururunun, yalnızlığın ışığı parlar. Kalabalık ev yıkıkları arasından, bembeyaz yollar, ağararak yokuş yukarı süzülür, mermerler sanki binlerce yılın gurup ve şafaklarının pembesini eme eme, utanan gelin yanağı gibi kızarmışlardır.

Güney ikliminin etkisi midir, nedir; burada yıldızlar başka yerde gördüklerimizden çok daha gençmişler gibi şen ve şakraktırlar. Samanyolu bütün gecenin boylu boyunca savrulmuş, pırıldayan bir elmas toz gibidir Egede.

Ay kaynağından harıl harıl akan nur çağlayanı, Afrodit Tapınağından arta kalan mermer avluyu yıkar tüm gece. Öyle ki, Taşlar kar gibi ağarır.

Gök engininden deniz enginine düşen damlacıklardan da adalar meydana gelmiştir balıkçının muhteşem anlatımında. Gökte yıldız, denizde de adalar Samanyolu oluşmuş. Adaların her biri müzik notası, Her ada denize atılmış bir çiçek demeti, adaların hepsi adalar demeti, bir dalın çiçekleri. Ege güneşiyle parıldayan sularıyla adaları ayırmış, her birini bir mısra, hepsini bir şiir yapmış.

Azra sı, Balıkçının, onu pek bir güzel anlatır. ‘’Bir merhaba! Deyişi vardır ki, her hecesi her gün değişik bir vurguyla çıkar’’ ağzından. Diye tanımlar onu.

Halikarnas’taki zeytinler, mandalinalar, portakallar, limonlar, hurmalar, muzlar, harnuplar, incirler, kısacası yemişlere mevsim mevsim pandomima resmigeçidi yaptıran bütün ağaçlar, bu kıyının deniz yeşilinden ders alırlar. Pesten tize kadar yeşillerle, Ege zümrüdüne yeşil bir türkü söylerler. Konuşulan Türkçenin hangi yoldan gelerek bu şiveye büründüğünü bulmak güçtür. Çünkü burada, Türkçe şiveye değil, müziğe bürünmüştür. Halkı Lelegler, Helenler, Fenikeliler, Lidyalılar, Karyalılar, Frigyalılar, Selçuklular ve Türklerle adam akıllı harman olmuştur.

MİTOLOJİK HİKAYELER

Balıkçı, kaptırdığında kendini, Ege’nin denizkızlarından ve deniz oğullarından da söz eder.

Egenin bir de meşhur mitolojik hikayeleri vardır. Balıkçı bu hikayelerin anlatımında sizi içine alabilecek güzellikte sunumlar yapar. Ayrıca da özellikle bu hikayelerin can sıkmadan çocuklara göre anlatımını da çok hoş çocukça bir anlatımla kitabı 10 baskı yapmış Ahmet Ünver’ i (Ege kıyılarından eski zaman masalları) Çocuklar için öneriyorum.

EGE’NİN DENİZ PERİLERİ

Bir zamanlar Ege Denizi’nin mavi saçlı, uzun mavi sakallı bir oğlu vardı. Nereus adlı bu deniz oğlunun ‘’Doris’’ adlı bir deniz tanrıçasının eşliğinde, elli kadar, ‘’Nereid’’ denilen deniz perisi kızları oldu diye başlıyor söze.

Nereus hiç Ege denizinden ayrılmaz, Tekir burnunda Knidos açıklarında bir deniz dibi mağarasında otururmuş. Kimi de yüze çıkarmış ama beline kadar. İşte o zaman, elli denizkızı Deniz yüzünde oynayan ve koro halinde türkü söyleyen bir dans ve türkü çemberi ya da çelengiyle sararlarmış onu çepeçevre. Bu denizkızlarını hiç gören olmazmış. Çünkü karaya yanaşmazlarmış hiç. Hep, karalardan uzak ıssız denizlerde oynaşırlarmış. Ama bazen de aşırı sevinçleri yüzünden ne yapmakta olduklarının farkına varmadan kıyıya pek yanaşmış bulunurlarsa, Hemen binlerce uçar balık sulardan fırlar, kanada kalkar ve karadan bir geçen olursa deniz perilerini görmesine, kanat fısıltılarıyla set çekerlermiş.

Öylesine dalarlarmış ki bazen periler, yağız delikanlı balıkçılardan bir ya da birkaçı hayal meyal görüverirmiş onları. Gördüklerini de arkadaşlarına ve kimselere izah edemediklerinden ya da edemeyeceklerinden, o yağız balıkçının ondan sonraki hayatı tam bir kabusa döner ve zamanını deniz perilerini tekrar görmek için, kumlarda kıyılarda divane aşıklar gibi sessizce geçirmeye başlarlarmış.

DÜNYADAKİ İLK GÜZELLİK YARIŞMASI

Hepimizin çok iyi bildiği, İda (Kaz) dağında yapıldığı yazılan, Truva kralı Priamos’un oğlu olan Paris in hakemlik ettiği ve yarışmacı olarak ta, üç tanrıçanın(Hera, Athena, Aphrodite) katıldığı ve kazanmak adına, Hakeme inanılmaz rüşvetlerin teklif edildiği, dünyanın ilk güzellik yarışmasıdır. Dünyada ilk güzellik yarışması mitolojiye göre, Tanrıların bir evlenme töreninde, törene bir terslik çıkmasın diye davet edilmeyen kavga tanrıçası Eris in, düğünün tam ortasında yemek masasının

Üzerine, üzerinde ‘’EN GÜZELE’’ ibaresi bulunan bir altın elma Atmasıyla gündeme gelir. Düğüne katılan kadınların hepsi o altın elmayı istemektedirler. Zeus olaya el koyar. Eline alır elmayı, ama kimseye vermez. Ve Paris in yargıcı olmasını ister. Teklif edilen rüşvetlere rağmen, dünyanın ilk güzellik yarışmasını Bildiğiniz üzere, Paris in seçimi üzerine Aphrodite kazanmıştır. Aphrodite’ nin altın elma için Paris’ e teklifi ise masumcadır. Demiştir ki Paris’e: ‘’Beni seçersen, dünyanın en güzel kızının, güzeller güzeli Spartalı Helen’in aşkını veririm sana.’’ Mitolojiye göre Paris, Helen’i daha görmeden aşık olur. Gördükten Sonra ise ne olduğunu biliyorsunuz. Acının, ateşin, kanın, ve aşkın son sözü söylediği, Ege kıyılarının en derin sızısı, TRUVA SAVAŞI...