Bir Kulüpten Ötesi!..

 'Mas que un club'…

 Yani 'Bir kulüpten fazlası…’ Barcelona için Katalonya'da benimsenmiş bir kalıp…

 Aslında Karşıyaka Spor Kulübü için de biçilmiş kaftan bu söz... Zira Karşıyaka Spor Kulübü'nün sadece bir 'kulüp' olarak nitelendirilmesi de Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olmasını söylemekten farksızdır benim gözümde…

 1916'da Galiçya'da, 1917'de Filistin'de düşmana boyun eğmemiş, 1922'de Mustafa Kemal'in yanında Milli Mücadele'de yer almış İstiklal Madalyalı bir subayın, Kadızade Zühtü Işıl'ın yine bu ülke için canını ortaya koyan arkadaşlarıyla kurduğu, mayasında 'Başkaldırının’ olduğu bir kulüptür Karşıyaka... Türk bayrağını taşıma onuruna layık görülen ilk kulüptür Karşıyaka… Oyuncularının Kurtuluş Savaşı' nda gösterdiği kahramanlıklar nedeniyle, bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir bu hak… Tarihtir, milli ruhtur, özgürlüktür Karşıyaka… Böyle bir kulübü, salt sportif başarılar üzerine inşa edilmiş diğerleriyle kıyaslayamazsın. Özünde kahramanlık vardır çünkü.

 İşte o Karşıyaka, mazisiyle gurur veren, göğsümüzü kabartan Kaf Sin Kaf, bugün tarihinin en zor günlerini geçiriyor ne yazık ki…

Ama merak etmeyin. Arka fonda Sezen Aksu klasiklerinden 'Zor yılları içinizde hissedeceğiniz, 60 milyon liralık borçla, transfer yasaklarıyla, yönetimsel hatalarla karartmaya niyetim yok yemyeşil kıpkırmızı dünyanızı. Bardağa dolu tarafından bakıp umutlu satırlar yazacağım... Çünkü emin olun bu koca çınarın en çok ihtiyaç duyduğu şey, umut... Hani derler ya 'İyi kaptan dalgalı denizde belli olur’ diye… Büyük kulüplerde böyle sıkıntılı dönemler olur. Bugün Signal İduna Park’ın neredeyse tamamını kombine bilet olarak sezon başında satan, Avrupa’nın en saygın kulüpleri arasında yer alan, Almanya’daki Bayern Münih imparatorluğuna tek başına kafa tutan Borussia Dortmund’un öyküsünü bilir misiniz mesela?

 1996-97’de Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduktan sonra çıtayı en tepeye koyan Sarı-Siyahlılar, mali altyapıyı hazırlamadan Karşıyaka misali transferde 'büyük isimleri’ avlamaya çalışan bir yapıya bürünür. Bu mirasyedi yapı, 2004 yılından itibaren tehlike çanlarıyla etkisini hissettirir, 2006 yılında finansal olarak çökmüş, iflas etmiş bir kulüp haline getirir Dortmund’u. Tıpkı bugün Kaf Kaf’ın geldiği nokta gibi.

 Peki, nasıl kurtulur o Dortmund, nasıl yeniden Bundesliga şampiyonluğuna, Şampiyonlar Ligi finallerine uzanan bir yolculuğa çıkar?

 Hedefe giden rota belli...

 Statlarını geri alıp reklam geliri elde ettiler…

 Yıldız oyuncularla şişen oyuncu bütçesini azalttılar, yıldız oyuncularını yüksek bonservis bedelleri karşısında satıp altyapıya yöneldiler, gençleştiler…

 Bilet fiyatlarını düşürüp tıklım tıklım dolu bir statta oynamayı ‘olmazsa olmaz’ olarak gördüler. 'We are Borussia' adlı kampanyayla taraftarının desteğini hem manevi hem maddi açıdan arkalarına aldılar.

 Ve tabii sportif anlamda kendilerine iyi bir rehber olacak doğru teknik adamı seçtiler.. Sonuçta bugün imrenerek izlediğimiz o kulüp haline geldiler.

 Kısacası çözümler basit ve uygulanabilir... Ki bunların bazılarını Karşıyaka da geçen sezonlarda uyguladı. Soner Tolungüç dönemindeki altyapı hamlesi başarısız mıydı? Kesinlikle hayır..

 Buradaki kilit nokta kulübün kurtuluşu olan Karşıyaka Stadı'nın acilen bitirilmesi. Sonrasında da mali disiplinden asla vazgeçmeden, kararlılıkla, altyapıyla, taraftarla kol kola girilerek eski güzel günlere yelken açmak…

 Doğrular da bizim, hatalar da… Düşünün ki, önümüzde iki eşsiz klasik eser duruyor. Hangisini dinleyeceğimize seçimlerimiz yön verecek.

 Ya doğruları yapıp, altyapıyı kucaklayıp, taraftarla bütünleşip, mali disiplinden vazgeçmeyip Edip Akbayram’a kulak vereceğiz, “Güzel günler göreceğiz çocuklar” diyeceğiz…

 Ya da tekrar günü kurtarmak için aynı popülist yola gireceğiz. İşte o zaman anılar yüreğimizde, bir damla yaş gözümüzde Müslüm Gürses'e kulak vereceğiz: 'Son pişmanlık' çalar arka fonda...

Spor Extra