Duyduklarımız, Şaşkınlığımızı Arttırıyor!..

Ülkemizde gündemin yoğunluğu hepimizi zaten yeterince şaşırtırken bir taraftan da bu yoğunluk içerisinde öylesine garip haberler, açıklamalar duymaya başladık ki, hepten başımız döner oldu. Manisa’da ambulansın önünü kesen sürücünün söyledikleri akıl alır gibi değil: Neden tepe lambanızı yakıyorsunuz, geçiş üstünlüğünüz mü var?”. Bunları söyleyebildikten sonra ise yol vermemeye ve bütün uyarılara karşın aracını çekmemeye devam edebiliyor.

İzmir’in Dikili ilçesinde yurtta kalan çocuklara taciz ve tecavüzde bulunan temizlik görevlisi, kendisine yöneltilen suçlamaları kabul ettikten sonra söyledikleri pişkinliğin bu kadarı pes dedirtecek cinsten. “Öğrencilerin din dersine de giriyordum. 12 yaşındaki bir çocukla 2 kez cinsel ilişki yaşadım. 12 yaşındaki öbür çocuk ile kendi rızası ile beraber oldum. WhatsApp konuşmalarından da anlaşıldığı gibi çocuk beni ilişkiye girmek için çağırdı. İddia edildiği gibi öbür çocukla ilişkim hiç olmadı”.

Hababam Sınıfının Hayta İsmail’i Ahmet Arıman ile yapılan röportaj gazetede yayınlandı. Kendisinden 39 yaş küçük Kader Kaynak ile evlenen Arıman’ın söylediklerini nereden alıp nereye koyabileceğinize karar veremiyorsunuz. “Yaşlı bir kadınla zaten yapamam ama inan bu kadarını da düşünmemiştim. Ama Kader olgun görünüyor. 30’larında olsaydı yine almazdım, göğüsleri sarkmış olacaktı, istemezdim. Fizik benim için önemli. Ha benimle yaş alır, o ayrı. Yatak odasında çareler tükenmez, gerekirse ilaç alırım. Kader bendeki potansiyeli gördü”.

Son örneğimiz ise Tıp ve hemşirelik öğrencilerinin, uygulamalı derslerinde ve stajlarında ‘cinsiyet ayrımı’ yaptıkları, karşı cinsten hastaya bakmak istememeleri ile ilgili. Hatta, bazı öğrencilerin derslerde maketlerin bile cinsiyetine dikkat ettiği üzerinde durulmaya başlanmış durumda. Prof.Dr. Onur Hamzaoğlu’nun ifadelerine göre; “ kadınların erkeklerle, erkeklerin kadın sınıf arkadaşlarıyla eşleşmemeye dikkat ettiği, hastası olduğu gibi sınıf arkadaşını da cinsiyetsiz göremeyenlerin sayısı giderek artıyormuş”.

Sıkı durun durum daha da vahim noktalara kadar varmış vaziyetteymiş. “ Üreme sağlığı, kadın doğum, üroloji gibi üreme organlarıyla ilgili becere eğitimlerinde karşı cinsiyetteki maketlerle bile uygulama yapmak istemiyorlar. Hatta gözlerini kapatanlara bile rastlanıyor. Tansiyon ölçümü, nabız sayımı gibi işlemleri de birbiri üzerinde denerken ayrım yapıyorlar. Hastaların bile yüzde 99’u doktor ayrımı yapmazken, öğrencilerin böyle bir ayrım yapması gerçekten çok düşündürücü” sözleri durumun hakikaten ne kadar garip bir hale büründüğünü ortaya koyuyor.

İnsanların sağlığını koruma hususunda yola çıkan hekimlerin, böylesi bir noktaya gelebilmeleri gerçekten çok can acıtıyor! Nereden tutsanız elinizde kalan bir ülke gündemi ve kafa karışıklığının baki olduğu bir insan profili ile şaşkınlıktan şaşkınlığa sürüklenmeye başlıyorsunuz. Asıl yürek burkan ise tüm bu olup bitenleri kısa bir süre içerisinde unutup, çok daha vahimlerine doğru hızla yol alıyor olmamızdır. Zaten gerçek çaresizliğimizi yaratan da tam da bu unutma hali içinde oradan oraya savrulmamızdır.

İktidarların etkilerini gerçekten görmek istiyorsanız, siyasete değil gündelik hayatın içerisindeki yansımalara kafanızı çevirin. Asıl etkinin gerçekleştiği ve meşruluk kazandığı alan mikro ilişkiler dünyasıdır ve burada olup bitenlerin yaratmakta olduğu tahribat, siyaset sahnesinin yaratabileceğinden çok daha derinlere işleyebilmektedir. Güç yanılsaması içerisinde ne yapacağını, nasıl davranacağını şaşıran insanlar açısından tüm bu örnekler önceleri birer garabet olarak görülebilir. Oysa zamanla bu tuhaflıkların her birisi normal olarak görülmeye başlanacak olanlara işaret edeceklerdir.

Bu yüzden de 13 günlük bir bebeğin taşındığı söylenmesine karşın ısrarla senin geçiş üstünlüğün mü var? Sorusu sorabilecek kadar aymaz bir hale dönüşebiliyorlar. Dikkat edin son derece kirli bir dilin dolaşımda olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız. Buyuran, üst perdeden konuşan ve daima kendi haklılığının üzerinden vurgularda bulunan bir söylem bu. 12 yaşında bir çocuğun kendi rızası ile birlikte olduğunu söyleyebilecek kadar kendine güvenen ve içinde yaşadığı bütün toplumsal değerlerle de dalga geçebilen bir anlayışı yüzümüze vurabiliyor.

Benzer şekilde kendi yaşına bakmadan 30 yaşın üzerindeki kadınları yaşlılıkla ve oradan göğüslerinin sarkması ile suçlayabilecek kadar maçist bir dil kullanabilen bir erkek var ortada. Kendisinin yaşı hatırlatıldığında ise yatakta çarelerin tükenmeyeceğini söyleyebilecek kadar da yine üst perdeden erkeksi bakış açısını dolaşıma sokabiliyor. Erkek açısından son derece normal olan her şey her nedense kadın söz konusu olduğunda tüm toplumda anormal haline dönüşüveriyor ve bunun üzerinden evlenme, boşanma, sahip olma, taciz, tecavüz ve onlarca tahakküm ilişkisi meşrulaştırılabiliyor.

Son örneğimizde yaşanan vahametin boyutları ise ileride çok daha fazla canımızı yakacağa benziyor. Din ile dünyevi alem arasındaki ilişkileri böylesine birbirine karıştırmaya devam ettiğimiz takdirde, ilerleyen aşamalarda bugünleri çok ama çok ararız. İnsanı insan olduğundan ötürü değerli gören bir bakış açısından gelip kadın ve erkek olup olmadığına göre ayırabilen bir yaklaşıma ulaşmışsak eğer hakikaten istediğimiz kadar "Gerçek İslam bu değil’ cümleleri kuralım, kar etmeyecektir!