Edebiyatın Efsane Silahşoru Şükran Kurdakul!..

"Hülya maviliğinde menevişlenmiş gibi/Bir hayal ülkesinden güzeldir Karşıyakam/En güzel oyalarla sanki işlenmiş gibi/Semavi renkleri ile tel teldir Karşıyakam"

1930'ların Karşıyaka'sı için bir avuç cennet deniliyordu... O dönemlerde Karşıyaka'nın sokakları gül, yasemin kokuluydu, portakal, nar gibi çeşit çeşit ağaçlarla süslüydü... Yalısında cumbalı köşkler, sahilinde kadınlı erkekli denize girilen deniz banyoları vardı... Atlı tramvayları ile adeta bir sevgi ve özgürlükler adasıydı Karşıyaka...

Türk Edebiyatı'nın en seçkin ve usta kalemleri, şair ve yazarlar bu canım beldede yetişti, onların gizli anılarının yuvası oldu Karşıyaka...

İşte en güzel dizelerini Karşıyaka'da yazan, Karşıyaka sevdalısı, ülkemizin en önemli edebiyatçılarımızdan, yazar ve şair, Kurtuluş Savaşı'nın Sakarya Müfreze Komutanı "Binbaşı Salih Bey'in" oğlu, Şükran Kurdakul, 1927'de İstanbul'da doğdu ve ailesi ile birlikte Karşıyaka'ya taşındı...

Kurdakul Karşıyaka Lisesinde

Kuvvayı Milliyeci Şükran Kurdakul, 1940'dan 1948'in Haziran'ına kadar, çocukluğunun ve gençliğinin en güzel çağını Karşıyaka'da yaşadı... 1943'de Karşıyaka Ortaokulunu bitirdi ve Karşıyaka Lisesine kaydını yaptırdı... Karşıyaka Lisesi'nde eğitim hayatını devam ederken eylemelere katıldığı için tutuklandı ve 4,5 ay cezaevinde yattı... Cezaevinden çıktıktan sonra lise ikinci sınıftayken okuldan ayrılmak zorunda kaldı.

Çalışmak zorunda olan Kurdakul, İzmir Belediyesi'nde daktilo elemanı olarak görev yaptı... Daha sonra tekrar doğum yeri olan İstanbul'a taşındı... 1951-1953 yılları arasında İstanbul Ziraat Bankası Bahçekapı Şubesi'nde depo ve muhasebe memurluğu yaptı...

Siyasi gerekçelerle bir kere daha mahkum oldu iki yıl tutuklu kalmasına rağmen bir süre sonra Askeri Yargıtay tarafından suçsuz olduğu açıklandı...

Hece ölçüsüyle yazdığı ilk şiirlerini Karşıyaka Ortaokulu son sınıf öğrencisi iken İstanbul'da yayınlanan "Yarımay" ve "Yedigün" dergilerine gönderdi...1943'te yazdığı şiirlerini "Tomurcuk" adını verdiği bir kitapçıkta yayınladı...

1944'de "Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri" ise, ölçü dışına kayma eğilimlerinin öne geçerek, çevreyi, yaşam sevgisini ve insanları anlattığı şiirler oldu.

O dönemlerde Karşıyaka Halk Evi'nde düzenlediği "Edebiyat Geceleri'nde" okuduğu şiirler coşkuyla dinleniyordu...

Türk kültür yaşamının en saygın kalemlerinden olan Şükran Kurdakul'un, özgün şiir kitapları, öyküleri, edebiyat tarihi araştırmaları, oyun yazarlığı ve özellikle örgütçülüğü onun en önemli özellikleriydi...

Kurdakul Karşıyakalılar Derneğinde

Başkaldırının, direnişin, hasretin, sevdanın ve umudun şairi büyük ustanın “Benden Sor” şiirindeki dizeleri insanı bir yerden alıp başka bir yere götürüyor…

“Bunca acının çiçeği içimde büyüdü/ Mahpushane saksılarındaki baharı benden sor...

Kulak ver gecenin sessizliğinde ağan sese/ Ölümcünün böldüğü uykuları benden sor.

Silahlar doğanın yüreğini arıyor durmadan/Bu kan kokusunun ürettiği soruları benden sor...

Gördük ki, türkülerin sonu yok dilimizde/ Kopup geldikleri dağları benden sor.”

Demokrat, sosyalist, yiğit, mücadele etmekten asla yılmayan, Nazım Hikmet'in etkisi altında kalan, Türk Edebiyatı'nda coşku ve inancın şairi Şükran Kurdakul'un bütün yaşamı, davalara girip çıkmalar, tutuklanmalar, hapishaneler ve kitaplarının toplatılmasıyla geçti...

Cumhuriyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapan, canı ne zaman sıkılsa kapağı Karşıyaka'ya atan, rahmetli Aydın İlbikçi’nin çalıştırdığı Karşıyakalılar Derneği Lokalinde çok sevdiği dostlarıyla iki duble rakı içmeye bayılan, şiirin yanı sıra deneme ve öykü türlerinde de eserleri olan Şükran Kurdakul'un en önemli eserleri arasında ‘Şairler ve Yazarlar Sözlüğü' ile ‘Çağdaş Türk Edebiyatı' adlı çalışması bulunuyor.

9 Eylül 1997'de adı Karşıyaka'da bir sokağa verilerek ölümsüzlüğe taşınan Şükran Kurdakul, 77 yıl avuçlarında biriktirdiği ışıkla cumhuriyeti kucaklayan Atatürk sevdalısı bu yiğit adam, 15 Aralık 2004'de İstanbul Kızıltoprak'taki evinde vefat etti… Kızıltoprak Zühtü paşa Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra Sahrayıcedit mezarlığına defnedildi.

 

 YAŞAR AKSOY

Şükran Kurdakul’a çok şey borçluyuz!..

İzmir Kitap Fuarları’nın “olmazsa olmazı”, proleter şapkası, o narin endamı ve pembe yanaklarıyla fuar koridorlarına devrimci bir kalite getiren şair, yazar ve emekçi hizmetkarı “Şükran Kurdakul”, Karşıyakalı ve İzmirlilerin ve de ilerici okuyucu kitlesinin büyük saygısı olduğu, önder kimlikli bir silahşordu. Sanki Namık Kemal’lerin, Tevfik Fikret’lerin çağından arta kalmış bir hürriyet mücahidiydi.

Hepimize insani olmayı, hem yurtsever olmayı gayet zarif bir inatla öğretmişti, sanki. Emperyalizme karşı ilk kurşunu atan şehit gazeteci “Hasan Tahsin”e olan bağlılığımızı perçinleyen, bizi bu kahraman gazeteci gibi yetiştirmek isteyen Şükran Kurdakul’a çok şey borçluyuz.

Herkesi sevdiği gibi, beni de çok sevdi Şükran Kurdakul.. Deniz Kavukçuoğlu’nu, İlhan Selçuk’u, Sunay Girgin’i, Evrensel ve Cumhuriyet gazetesi çevresini, edebiyat arkadaşlarını, Samim Kocagöz’ü, İstiklal Savaşı kuşağını, Nazım’ı, onun izinden giden çile çekmiş örgüt arkadaşlarını, Cihangir Turantaş gibi kardeş aileleri, Sedat Ulus gibi Bigadiçli dostlarını da çok sevdi, hep onları andı; kitleye bıkmadan usanmadan ülkemizin bağımsızlık davasını anlattı, bağırdı, çağırdı, şiirlerle halkını ve halkının kavgasını yüceltti.  Ama bu büyük toplamın arasına ben fakiri de ekledi, hem de komünist olmadığımı bile bile, inadına beni sevdiklerinden hiç ayırmadı. “Sen bana, eski Karşıyaka’mdan yadigarsın” derdi.

Çocukluğunu yaşadığı ve komünist suçlamasıyla daha bacak kadar delikanlı iken sokaklarından eli kelepçeli geçtiği Karşıyaka’nın tarihini yazdığım için, beni bir ağabey sıcaklığında içtenlikle kavradı, dertlerimle ilgilendi, yol gösterdi, eksik kalmış toplumcu bilincime beni ürkütmeden nice doğru katkılar yaptı, Kemalizm inançlarıma daima saygı gösterdi, zaten bir yurtsever sosyalist olarak Şükran Kurdakul, Kemalizm’i de içeren, hatta Kemalizm’i mayasal olarak daha cevval kılacak bir üst devrim inancına sahipti.

Ondan çok şey öğrendim.. Karşıyaka Belediyesi’nin 19 Ocak 1992’de düzenlediği “Şükran Kurdakul’a Saygı Toplantısı”nı yönettim, nice panelde Kuvayı Milliye üzerine omuz omuza konuştuk,  Kaç kez çalıştığım gazetelerde onun üzerine yazı yazdım, Kemal Baysak yönetimindeki Karşıyaka Belediyesi önerim üzerine, Karşıyaka’da eskiden yaşadığı sokağına ismini vermişti, 9 Eylül 1997 günü sokağın açıldığı anda bana sarıldı, “Ben öldükten sonra, bu sokaktan geçerken beni hatırla öz kardeşim” dedi.

2001 yılında Cumhuriyet gazetesi, hayatımın en güzel armağanını bana sürpriz olarak vermişti, bir gün ağabeyim Alev Coşkun telefonla aradı, yarın gazetemizi al, havalara uçacaksın dedi. Ertesi günkü Cumhuriyet Kitap Eki’nin kapağında ben vardım, “Yerel Kültürü Dirilten Adam” diye takdim ediliyordum. Aynı sabah, Şükran Kurdakul İstanbul’dan telefonla aradı: “Öz kardeşim, şimdi yaşam boyunca çektiğin tüm acılar silindi, hakkını Cumhuriyet gazetesi verdi, seni candan kutlarım” dedi. Ben telefonda çok duygulandım. Biliyordum ki, bu kapak işinde Şükran Kurdakul’un mutlaka kibarca epey desteği vardı.

Onu anlattığım “Şükran Kurdakul” isimli şiirimde her şeyi söylemişimdir:

sokağının başına/dikilirim bazen/uzun uzun bakakalırım/kelepçeli geçtiğin günlere/ hem coşku hem hüzün içimde/sen ki/sosyalistlerin en kemalisti/ben ki/kemalistlerin en sosyalisti/ağabey kardeş olduk/ilk kurşunun/şanlı şafağında/yaşasın/yeniden kuvayı milliye/yaşasın/yeniden kaf sin kaf.