Eğitimimizdeki Sorunlar Artıyor!..

Her geçen yıl harcanan para miktarı artarken, üzerine kafa yorulan ve çaba harcanan alan olan eğitimin kalitesi maalesef aynı düzeyde artmıyor!

Ülkemizde üzerinde en çok konuşulan ve belki de en fazla şikâyet edilen alanların başında eğitim sistemimiz geliyor. Herkesin söz konusu alan üzerine söyleyecek sözleri olduğu gibi aynı zamanda burası bir şekilde hepimizi yakından ilgilendiren veyahut bir başka ifadeyle doğrudan doğruya içinden geçtiğimiz veya içinde bulunduğumuz bir yeri ifade ediyor. Şu aralar yaz tatili dönemi olmasına karşın bazı okullarda üniversite sınavlarına girecek olan öğrencilerle ilgili olarak hazırlıkların sürdürüldüğü ve hızlandırma zillerinin çalma üzere olduğu biliniyor. Öte yandan yine bu dönem içerisinde ister üniversite aşamasında olsun ister lise isterse de ilköğretim ve anaokulları başlangıcında olsun öğrenci velileri açısından çocuklarının geleceği açısından okul tercihlerinde bulunma zamanı. Etrafınızda söz konusu okullarla ilgili olarak görüşmeler yapan ve fiyatlar kadar okulların kaliteleri konusunda da bir hayli hummalı bir biçimde adeta ‘ders çalışan’ veliler görebilirsiniz.

Veliler açısından sorun çocuklarının en iyi biçimde geleceğe hazırlanmasını sağlayabilmek ve bu uğurda ellerinden geldiği ölçüde en iyisini sağlamayı amaçlıyorlar. Buna karşın her geçen yıl bu alana ilişkin harcanan para miktarı artarken, üzerine kafa yorulan ve çaba harcanan alan olan eğitimin kalitesi maalesef aynı düzeyde artmıyor! Hatta tam tersine her geçen yıl bir öncekini biraz daha fazla aratır bir biçimde geçmişe özlem duygularımızı kamçılıyor. Bu öylesine büyük bir sorun ki, her eğitim aşamasında farklı boyutlarla fakat katmerlenerek sürüyor. Tabii bir de bu söz konusu duruma ülkenin milli eğitim politikasını her yıl biraz daha farklı şekillerde değiştiren yaklaşımda eklendiğinde karşımıza kalitenin düştüğü buna karşın niceliğin daha fazla prim yaptığı bir yapının egemenliği çıkıyor.

Belki de bu yüzden ülke olarak yıllardan bu yana gerçek anlamda bir eğitim tartışması yapmak yerine var olan sınav sistemleri üzerinden kendimizi temize çekme yoluna giderek, ruhlarımızı rahatlatıyoruz. Oysa hiç kimse bu ülkenin çocuklarının ısrarla neden gereksiz ezberlerle yıllarının geçirildiğini veya aynı bilgilerle ısrarla niçin farklı bir profil ortaya konulmaya çalışıldığını sorgulamıyor! Belki de bu yüzden her yıl değiştirmekte herhangi bir beis görmediğimiz sınav sistemlerimizle çocuklarımızın/gençlerimizin hem bugünlerini hem de geleceklerini karartmaya devam ediyoruz. ‘İşin Uzmanı Bilir’ lafına bayılıyor ve her fırsatta kullanmaktan çekinmiyoruz buna karşın işin uzmanlarının söylediklerini yapmama konusunda da elimizden gelen direnci göstermeyi sürdürüyoruz. 4+4+4 sistemi konusundaki uzmanların okul yaşına başlangıç konusundaki eleştirilerinin üzerinden geçen yıllar içerisinde farkına varılması bile olumlu. Buna karşın bu zaman dilimi içerisinde kaybolmuş çocuklarımız ne olacak?

On beş yıldan bu yana kendi üzerine ders veren bir öğretim üyesi olarak (daha önceki yıllarda araştırma görevlisi olarak da ders/dersler verdim, tıpkı binlerce meslektaşım gibi) her geçen öğretim yılının bir öncekini arattığını ve öğrenci profilinden müthiş bir dönüşüm yaşandığını görüyorum. Ne yazık ki bu durum hem sınav kağıtlarında artan dilbilgisi hataları ve kısalan yanıtlarla kendisini gösteriyor hem de sınıf içerisinde anlatılanlara ilişkin söz almama, katkıda bulunmama şeklinde sürüyor. Sınıflardaki gençler açısından (farklı bölümlerde verdiğim derslerde de benzer bir öğrenci profili ile karşılaşıyorum, ayrıca konuştuğum farklı alanlardaki meslektaşlarım da benzer durumlardan şikayetçiler) adeta tesadüf eseri orada bulunuyor olma durumu fazlasıyla hissediliyor. Bu gençlerin büyük bir kısmı geldikleri yerden memnun değiller ve mutlu olmayan bir öğrencilik hayatı geçirmek zorunda kalıyorlar. İşin ilginç yanı bu zorunluluk hali onların geleceklerini de şekillendiriyor.

İşte tam bu noktada geçtiğimiz ay yayınlanan YKS 2018’de üniversiteye yerleşen öğrencilerin bir kısmının girdikleri bölümlere ilişkin sorularda sıfır net hatta eksi net yaptıklarına ilişkin bir haber1, durumun vehametini gözler önüne serdi. Ülkemizin matematik sorunsalını aşmış öğrenciler için fizik neti yapmadan fizik bölümünde okumak bu tablo ile mümkün olabiliyordu. Matematik ve Türkçe sorularını yanıtlayan öğrenciler Gazi Üniversitesi, ODTÜ, Ege üniversitesi gibi üniversitelere de sıfır net yapmadan girebiliyorlardı. YÖK Atlas’ta yer alan bilgilere göre Fizik bölümüne son sıradan giren bazı öğrencilerin okulları ve netleri şöyle sıralanıyordu: Yıldız Teknik Üniversitesi: -1,8; Marmara ve Ege Üniversitesi: 0; Gazi Üniversitesi: -2,0.

Fizik öğretmenliği bölümünde de benzer durum söz konusu; Ortadoğu Teknik Üniversitesi: -0,5; Marmara Üniversitesi: -0,3; Kimya bölümlerinden bazı örnekler: Manisa Celal Bayar Üniversitesi ve Giresun Üniversitesi: -0,3; Ondokuz Mayıs Üniversitesi:-0,8. Tarih bölümlerinde de durum farklı değil. Sakarya Üniversitesi ve Iğdır Üniversitesi: -0,5(Tarih 2); Dicle Üniversitesi: -1,3(Tarih 1); Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi: -1,0(Tarih 1). Hatta özel üniversitelerde üstelik yüzde 50 bursluluk verilen Beykent ve İstanbul Aydın Üniversitelerinden Tarih 1 alanında 0 net ile yerleştirme gerçekleştirilmiş. Puanlama sistemindeki adaletsizliğe dikkat çekilen haberde, matematikten iyi net çıkaranların istediği bölüme girebildiğini hatta hukuk bölümünü kazananların yüzde 15’inin halen üniversite öğrencisi olanların oluşturduğu görülüyor.

Bu bölümlerden çıkan öğrencilerin okudukları alanları ne kadar özümseyebilecekleri gerçeği bir tarafa ilerleyen aşamalarda kendi alanlarına ilişkin yapılan sınavlardaki başarısızlıklarının kaçınılmazlığı göz ardı edilmemelidir. KPSS sınavlarında alanlarından başarısız olan öğretmen adayları aslında bu durumu bize göstermektedir. Zorunluluklar içerisine hapsedilen öğrenci kitlesi ve tek çıkış yolu olarak sunulan üniversite kariyeri ve ardından yaşanan hayal kırıklıkları. El birliği ile çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe değil gelecekte karşı karşıya kalacakları büyük umutsuzluğa hazırlıyoruz. Bu durum hem gerçek anlamda okulun değerinin erezyona uğramasına neden oluyor hem de üniversitelerin asıl işlevlerini yerine getirmesinin önüne set çekilmesine yol açıyor.

Temmuz ayı başında Milli Eğitim Bakanlığının Türkiye genelinde 81 ilde 4. ve 8.sınıflardaki 116 bin 54 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdiği araştırmanın verileri yayınlandı2. Rapora göre; ‘derslerde yetersizlik ilkokulda başlıyor ve artarak ilerliyor. 8.sınıf öğrencilerinin yüzde 16’sı dört işlem yapamıyor. 4 öğrenciden birinin Türkçe bilgisi, temel ve temel altı seviyede. Matematik testinde öğrencilerin yüzde 16,4’ü temel altı, yüzde 36,6’sı ise temel düzeyde, yüzde 32,8’inin ise orta, yüzde 11,3’ünün orta üstü ve sadece yüzde 3’ünün ileri yeterlilik düzeyinde bulunduğu tespit edildi. Fen Bilimleri testinde öğrencilerin yüzde 9,4’ünün temel altı, yüzde 30,4’ünün temel, yüzde 46,3’ünün orta, yüzde 11,4’ünün orta üstü ve yüzde 2,5’inin ileri yeterlilik düzeyinde olduğu görülmüştür.  Sosyal bilgiler testinde ise öğrencilerin yüzde 4.4'ünün temel altı, yüzde 20.5'inin temel, yüzde 40.4'ünün orta, yüzde 25.3'ünün orta üstü ve yüzde 9.4' ünün ileri yeterlik düzeyinde bulunduğu belirlenmiştir.

Tablo matematik, fen bilimleri, Türkçe ve sosyal bilgiler açısından son derece feci bir görünümü önümüze koyuyor. Aslında bu veriler lise son sınıftaki üniversiteye giriş sınavlarındaki sıfır çeken öğrenci sayısının yanı sıra barajı bile tutturamayan kitlenin neden yüksek olduğunu da gösteriyor. Öte yandan yine bu veriler üniversite aşamasına gelen öğrencilerin başta kendi dilsel becerilerini kullanma olmak üzere, nasıl giderek yetersiz bir pozisyona doğru yol aldığını da bir anlamda açıklıyor.

ABİDE araştırmasında başarıyı etkileyen öğrenci özellikleri incelendiğinde 4.sınıf düzeyinde anne eğitim düzeyi önemli bir değişken olarak görülüyor. Yine çalışma içerisinde Kız öğrencilerin eğitim hedeflerinin daha yüksek, okula yönelik tutumlarının da daha pozitif olduğu ve derslere daha fazla önem atfettikleri ortaya çıkmıştır. Kız çocuklarımızı daha uzun süre okulda tutabilmenin ve onların eğitimini yükseltebilmenin önemi bir anlamda bu çalışma ile tekrar kanıtlanmış oluyor. Eğitimin ideolojikleştirilmesi ve belirli yerlere doğru yönlendirilmesi tartışmalarından çok ama çok çektik. Bunun yerine bu ülkenin bütün çocuklarına eşit, adil, sorgulayıcı bir eğitim anlayışının içerisine sokmak zorundayız. Başta kız çocuklarımız olmak üzere bütün çocuklarımızı daha nitelikli ve soran, araştıran bir kafa yapısı ile büyütmeliyiz. Bunu başaramadığımız sürece eğitime yönelik şikayetlerimiz ve oradan toplumsal hayatın bütününe yayılan sorunlarımız katlanarak devam edecektir.