İki Arada Bırakılan Kadınlarımız!..

Kadınlarımız üzerinden kendisini üretmeye devam eden erkekçi bakış açımız sebebiyle, yaşadığımız her yer bir anda nefes alınmaz bir hale dönüşüyor. İşin ilginç yanı ise maalesef bu durumun müsebbipleri sadece erkekler de değil. Zaman zaman onlardan daha fazla bu değirmene su taşımaktan yorulmayan kadınlarımız da var. Hatta bazılarının elinde medyayı kullanabilme gücü de bulunduğu için, ipe sapa gelmez açıklamaları ile hiç ummadıkları kadar prim de yapabiliyorlar.

Öte yandan erkek zihniyet kalıplarının ardına sığınmak suretiyle yaptıklarının üzerine kılıf uydurmayı becerenler açısından yaşananlar gayet müspet bir yönde ilerlemeye devam ediyor. Çünkü onlar açısından asıl olan kadının nerede durduğu ve ne yaptığı meselesi ile ilgilenmiyorlar. Belirleyici olan şey kendilerinin, tüm bu yaşantı içerisinde kadınları nasıl yönetebildikleri ve onlardan nasıl istifade edebildikleridir.

Amaçlarına ulaşma doğrultusunda yürürlerken gerek dine gerek ahlaka gerekse de geleneğe vurgu yapmak işlerine gelmektedir. Çünkü bu kalıplar üzerinden daha en baştan ayrımcılığı iliklerimize dek işletebileceklerinin farkındadırlar. O yüzden de kadını kısıtlayacak her türlü argümana dört elle sarılmak suretiyle rahata erişmek için her türlü yolu denemekten kaçınmazlar.

Kadının toplumsal hayat içerisinde önünü kesebilecek ifadeleri bomba gibi yağdırmayı görev bilen söz konusu şahsiyetlerden her nedense öldürülmeleri, dövülmeleri hususunda hiçbir açıklama gelmez! Kadınları poşeti bozulmuş, bozulmamış olarak gören haklarında her türlü ifadeyi rahatça kullananlar, şiddet konusunda adeta dut yemiş bülbüle dönerler. Kadınlarımızın yarıdan fazlası şiddet görüyormuş, zorla cinsel ilişkiye zorlanıyormuş, öldüresiye dövülüyormuş bu gibi sorunlar, sorun olarak görülmezler.

Buna karşın kadının ötekileştirilme sürecini hızlandıran açıklamalar karşısında duruş sergilemeyi bile aşağılamaktan da çekinmezler. Kadın eli sıkmayı cehennemdeki ateşi tutmakla eş değer sayanların, biraz da kadınların ezilmesi, hor görülmesi ve öldürülmesi karşısında bir şeyler söyleyebilmeleri beklenir. Ama maalesef bunu godot’yu bekler gibi beklemek zorunda kalma gibi bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü bu ülkede erkekçi zihniyet kodları, kadınları yerleştirdikleri yer itibariyle onlarla bir arada olmayı istemiyorlar.

İşin ilginç kısmı her ne kadar modern kavramlar üzerinden konuşsalar bile ülkenin geri kalan kısmı içerisinde de benzer bir biçimde kadının ön planda olmasından rahatsızlık duyan bir kesim bulunuyor. Aradaki fark bir kesim açısından kadının gündelik hayatın içerisinde olma ve olmamasında gizli biraz da. Tüm bu olup bitenlere karşın modern hayatın dolaşıma sokulması sonrasında istediğiniz kadar kadını eve kapatmayı deneyin, cinin şişeden çıktığı gerçeğini saklayamazsınız!

Okula giden, eğitim alan, okuyan, araştıran kadın açısından ister başörtülü olsun isterse olmasın kendi varlığı üzerinden yürütülen tartışmalarda susmasını ve mutlak itaat göstermesini beklemeniz hayalcilikten başka bir şey olmayacaktır. Erkeğin aldatmak suretiyle evliliğini sürdürebileceğini savunan kadınların olduğu bir ülkede, kadınlarla tokalaşmanın ne kadar acınası bir durum olduğunu söyleyebilen rektörlerin çıkması da tesadüf değildir. Bütün bunlara karşın ise kadın üzerinden yürüttüğümüz bu tartışmalarda es geçtiğimiz husus ise bizzat insanlığımızdır.

Kadını bir meta haline dönüştüren ve onun üzerinden şahsi ikballeri peşinde koşmayı olumlayan her türlü bakış açısı ne kadar sıkıntılıysa. Benzer şekilde kadını aşağılayan, onu kapatarak, yok sayarak korumaya kalkan ve ötekileştiren yaklaşımlar da aynı ölçüde sıkıntılıdırlar. Kadınlarımız, kızlarımız ya o ya da diğeri arasında gidip gelmek durumunda bırakılmayacak kadar değerlidirler.

Bu ülkenin erkek sorununu halledebilmenin yolu, kadınlarımıza yaklaşımımızı kökten değiştirmeden geçecektir. Aksi halde kadınları ikinci sınıf varlık olarak niteleme yaklaşımı hiçbir zaman ortadan kalkmayacak ve bunun dayanakları da hiçbir zaman tükenmeyecektir. Erkeğin başta uçkur sorunu olmak üzere, kendisini güven içinde hissetmeden tutun da, ailenin reisliğine kadar uzanan bir dizi etkene kadar her alanda kadınla olan hesaplaşması da bu şekilde kapanamayacaktır.

Ataerkil zihniyet kalıpları başta aile olmak üzere siyasette, sporda, medyada, sokakta velhasıl kelam bu ülkenin bütün uğrak noktalarında ince ince işlenmeye devam ediyor. Zaman zaman çok kaba saba yollarla ilerlerken bazen de son derece rafine yollar bulmayı başarabiliyor. Hiç ummadığınız anda beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkıp size pes artık dedirtebiliyor. Bu yüzden son zamanlarda akın akın gelen kadın karşıtı dalganın yaratacağı etki, hiçbirimizi yanıltmamalıdır.

Tam aksine bu köksüz yaklaşımların karşısında başta kadınlar olmak üzere, bu ülkenin daha yaşanası bir yer olmasını arzu eden bütün bireyleri seslerini yükseltme yoluna gitmelidirler. Ne kadınların aldatılması ile evlilikler yürüyebilir, ne de kadınlarla tokalaştığınız takdirde cehennemlik olursunuz. Geleneği, ahlak ve din üzerinden töre şekline sokarak bu ülkede binlerce kişinin hayatını yeterince kararttık.

Kutsallık atfettiğimiz aile kurumumuz her tarafından alarm vermeye devam ediyor. Bunca kötülük barındıran bir yaklaşımın sadece sürmesi için bile söylenenlerin ne kadar iğrenç olduğunu belirtmeye bile herhalde gerek yok. Bu ülkenin bütün bireyleri alt üst ettiğimiz aile kurumu konusunda nerede yanlış yaptığımızı sorgulamak durumundalar. Aksi halde önümüzdeki elli yıl içerisinde kutsallıktan bambaşka bir aşamaya geçen bir aile ile karşı karşıya kalabilme riskini göğüslemeye çalışacaklar.

Töre uğruna kan döktürülen çocuklar, annelerinin katili yapılan evlatlar ve kadın eli sıktığı için cehennem ateşi ile imtihan edilen erkekler. Bir yerlerde fena halde çuvallıyoruz ve maalesef bu mesele her geçen gün biraz daha fazla hepimizi içten içe kavuruyor. Yaşadığımız dünyayı cennet haline getirebilmek için elimizden geleni yapamadığımız sürece, ne yaparsak yapalım cehennemi hazırladığımız gerçeğini niye göz ardı ediyoruz peki!

Bir sır var, çözdüklerimizden başka!
Bir ışık var, bu ışıklardan başka.
Hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye.
Bir şey daha var bütün yaptıklarından başka. (Ömer Hayyam)