Kaf Sin Kaf’ın Delifişeği “Delibaş Necdet”

Süreyya Aygün, Karşıyaka’nın ve Kaf Sin Kaf’ın uğruna canını verecek kadar seven isimlerden nam-ı diğer Delibaş Necdet’in ilk göz ağrısı…

Kaf Sin Kaf’ın yüzüncü yılı etkinliklerinden sorumlu Asbaşkanı olduğum zaman, “KSK Yüzüncü Yıl Komitesinde” birçok Kaf Sin Kaf sevdalısı ile birlikte Süreyya ile omuz omuza görev yapmanın onurunu yaşadım her zaman.

Babasını ve ailesini yakından tanıyan birisi olarak Süreyya ile bir araya geldiğimizde haydi Süreyya şöyle geçmişe dönelim Karşıyakalıların Delibaş Necdet’inin anılarıyla buluştur bizleri dedim…

Süreyya gözleri parlayarak ağabey; “Babam Delibaş Necdet, 1970’de annem Ruhsar Hanımla evlendi, bir yıl sonra ben, 1980’de kardeşim Nur doğdu… Babaannem, babamdan ilk torununun ismini kız veya erkek olsun mutlaka Süreyya konulmasını istiyormuş… Babam, annesinin bu isteğini kıramamış ve adımı Süreyya Mehmet koymuş”

Aile faslını geçtikten sonra Süreyya, başladı döktürmeye:

Delibaş Necdet’le, Gazcı Erol’un etle tırnak gibi hiç ayrılmadığı, aynı zamanda Sasalı’da Kartuz adını verdikleri tuz fabrikasını ortak olarak işlettikleri dönemlerdi...

1983-1984 sezonunda Kaf Sin Kaf’ımız 15 takımın bulunduğu A grubunda mücadele ediyordu… Ligde iki puanlı sistem uygulanıyordu, ikili averaj filan yoktu… Kaf Sin Kaf sezon başında önemli transferler yapmıştı… Tanju Çolak’lı Samsunspor, Eskişehirspor ve Kaf Sin Kaf şampiyonluğun en önemli favorisiydi…

O sezon Kaf Sin Kaf’ın hiçbir maçını kaçırmamaya özen gösteriyorduk…

Bu arada babam Karşıyaka Tren İstasyonu’nun hemen arkasındaki kahvemizi işletiyordu, annem ve komşuları da her akşam kahvenin önüne oturmaya geliyordu. 

Hiç unutmuyorum aylardan Nisan’dı… Kaf Sin Kaf’ın Eskişehir deplasmanının bir gün öncesiydi biz yine kahvedeydik.

Annem ’in içine bir şey doğmuş gibi akşam saatlerinde kahvenin önüne geldi ve sert bir surat ifadesiyle Süreyya, çabuk babanı çağır buraya gelsin dedi, babamı annemin kendisini çağırdığını söyledim, babam hemen gitti.

Annem; “Bak Delibaş, yarın Eskişehir’de KSK’nin maçı varmış, senin maça gideceğini adım gibi biliyorum ama bu çocuğu maça götürürsen evliliğimizi nokta koyarım bilesin” dedi... Babam her zamanki gibi anneme hiç ses çıkarmadı, tamam dedi ve kahveye girdi.

Annemden Gizli Eskişehir Deplasmanına Gidiyoruz!

Ben biraz annemlerle takıldım sonra babamın yanına gittim…

Babam, Ödemişli Ali Ağabey (Kudret Köylü ’nün Babası), Baba Ercü'nün damadı Adil Ağabey ile koyu bir sohbete dalmıştı.

Ödemişli Ali Ağabey’in o dönem “Anadol” marka bir arabası vardı. Meğer babamlar kafa kafaya vermiş kimseye haber vermeden gece yarısı Eskişehir’e kaçmanın planını yapıyormuş…

O arada babam bana; “Süreyya, biz Eskişehir deplasmanına gidiyoruz, gelmek istiyormusun?” diye sordu… Tek kelimeyle cevap verdim geliyorum baba gelmez miyim hiç…

Tabi bu yolculuğu annemin anlamaması lazımdı, babam git annene babamla bir çorba içip eve öyle geleceğiz diye söyle dedi…

Anneme aynısını söyledim, afiyet olsun geç kalmayın diye cevap verdi bana…

Çorba içiyoruz bahanesiyle dört kişi, Ali Ağabey’in Anadolu’na atlayıp Eskişehir’e doğru yola koyulmuştuk bile…

O zamanlar cep telefonu olmadığı için, annemin bizi arayıp bulma şansı da hiç yoktu…

Güle oynaya başlayan yolculukta Uşak’a gelmek üzereydik, babam öndeki koltukta oturuyordu, birden bir çatırtı koptu ön koltuk kırıldı babam kucağıma düştü, araba zaten gitmiyordu, o halde girdik Eskişehir’e…

Nisan ayının ayazında, evden kaçar gibi çıktığımız için biz de ceket, mont yoktu, Eskişehir’de hava buz gibiydi, bir de bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu!..

Sırıl sıklam olmuş vaziyette stada girdik kale arkasındaki yerimizi aldık 500 kişilik yerde 1000 Kaf Sin Kaf taraftarı vardı…

Babam beni tribünde bırakarak soyunma odasına gitti, Ali Ağabey ve Adil Ağabey’de ortadan yok olmuştu, herkes birbirini kaybetmiş durumdaydı.

Maçta dakikalar 80’i gösteriyordu, orta hakem aleyhimize penaltı düdüğünü çaldı, penaltıdan golü yedik ve karşılaşmayı 1-0 kaybettik.

 Eskişehir’den Karşıyaka’ya Üzgün Olarak Dönüyoruz!

Maçı kaybetmişiz moralimiz sıfır, bu hengamede Ali ve Adil Ağabey ile buluştuk ama babam ortalarda yoktu, babamı bırakıp üç kişi yorgun argın, grip olmuş vaziyette Karşıyaka’ya geri döndük…

Eve geldim, evde bir telaş akıllara zarar, annem baygın vaziyette yatıyor, komşular annemin başında kolonya ile onu ayıltmaya çalışıyor, annem beni görünce bir çığlık attı ve kendine geldi, sıkıca sarıldı bana saçlarımı okşadı, babamın nerede olduğunu sormadı bile…

Koca Delibaş Necdet, annemin siniri geçsin diye bekledi ve ancak iki gün sonra gelebildi eve…

Ne yazık ki Kaf Sin Kaf o muhteşem sezonu 48 puan toplayarak lider Eskişehirspor’un arkasından bir puan eksiğiyle ikinci tamamladı…

 Gode Cengiz Hastaneyi Bastı!

Canım Babam Delibaş Necdet, Sasalı’daki tuz fabrikasından eve dönerken trafik kazası geçirdi…Hemen Özel Sağlık Hastanesine kaldırıldı, bütün müdahalelere rağmen ancak bir hafta yaşatılabildi ve 29 Mayıs 1985 Çarşamba günü vefat etti…

Babamın öldüğünü öğrenen can dostu Gode Cengiz hemen hastaneye geldi, üzüntüsünden hastanenin bütün camlarını tuzla buz etti… Ancak aradan bir ay geçmeden 21 Haziran 1985 Cuma günü Gode Cengiz’de, vefat etti ve iki can dostu cennette buluştu…

Rahmetli Babam,”hayatını Kaf Sin Kaf’a adadı, maddi manevi olarak elinde avucunda ne varsa kulübü için harcamaktan çekinmedi... Bizlere böylesine anlamlı ve büyük bir soy ismi miras bıraktığı için ona şükranlarımı sunuyorum, ondan aldığım bu Kaf Sin Kaf sevdasını sonsuza kadar taşımak için elimden geleni yapacağımdan kimsenin şüphesi olmasın” diyerek gözünden süzülen yaşlarla söyleşiyi noktaladı…