Köle Vatandaşımız, Epiktetos!..

İçim titriyordu, ellerim buz gibiydi, ama kar yağmıyordu. Yağsaydı bu denli üşümezdim ki. Yağan, hafif bir rüzgarla dahi dallarında tutunamayan, savrulan yağmura dönüşen kuru yapraklardı. Lapa lapa yapraktı yağan.

Fazla değil, az aşağıda ise, hızla akan rengi Turkuaz’a benzeyen bir akarsu vardı. Yamacın başlangıcında yaprakları kurumuş ağaçlardan, aşağıda akan su, bölüm bölüm saklanıyordu.

Hayır, kar yağmıyordu. Çok dar olan yürüme yolu ise iyice kayalara yaslanmıştı. Oradan yürürken suyu göremiyordum. Bastığım yer yapraklarla kaplıydı. Daha önce gelip geçenlerin çiğneyip üzerinden yürüdüğü yapraklar ezilmişti. Burnuma hoş değişik bir ezilmiş ve kokuları karışmış daha önce hiç duymadığım bir yaprak kokusu geliyordu. Derin nefes aldım. Kayaların arasında bir hareketlenme vardı, hızla akan bir şey. İnce ve kaya renginde, gözümle takip ettim. Durup başını kaldırmış zarif vücuduyla, incecik kuyruğuyla güzel gözlü bir kertenkeleydi. Hayır, kar yağmıyordu. Yürüdüm öndeki insanlar gibi. Bir kanyon içindeydik. Bazı bölümler çok dardı. Eğilip elimle kayalara tutunmadan geçemeyeceğim yerler vardı. Bir köprü çıktı önümüze. Demirden yapılmıştı. Yürüdük üzerinden. Ulaşmak istediğimiz yer, vatandaşımız ama bizlerden çok önce, köle bir anneden doğan, bir süre köle olarak yaşamış ve azad edilmiş bir şairin Epiktetos'un şimdi yürüdüğümüz kral yolundan yürüyerek önünde durup üzerine yüz yıllarca önce, "Hür İnsan" başlıklı şiiri yazdığı kayayı görmek ve şiiri okumak.

Hayır, kar yağmıyordu. İkinci köprüyü de geçtik. Yol daha da dikleşti. Daraldı. Artık yol da yoktu. Sadece kayalar vardı. Dikkatlice yürüdük. Görmek istediğimiz kayayı artık görüyorduk. Tam önüne geldik ve durduk.

Evet, artık kar yağıyordu. Tıpkı terk edilmiş yüreğin duyduğu soğuğu, ayazı yiyordu şimdi yüreklerimiz. Okumak istediğimiz şiir, anlayabileceğimiz bir yazı türünden değildi. Ama biz yüreği titreşenler Epiktetos un oraya ne yazdığını biliyorduk. Orası kesin. Bilemediğimiz, anlayamadığımız şey o şiir üzerindeki kazma darbesi idi. Artık karın yağma nedeni de oydu. Terk edilmiş yüreğe yağar gibiydi. Evet, artık kar yağıyordu. Yüreklerimize. Yüreğim yemişti o kazma darbesini, kanıyordu.

Özdener GÜLERYÜZ

 

 "İnsan insanın efendisi olamaz. Kader eninde sonunda şöyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar. Bunu bilen insan, kimseye kızmaz, gücenmez, aşağılamaz, itham etmez, nefret etmez, kin gütmez." EPİKTETOS

Epiktetos (M.S. 55 – 135), Yunan stoacı filozof. Muhtemelen Hierapolis, Frigya'da köle olarak doğdu. Kuzeybatı Yunanistan'daki Nicopolis'e sürülene kadar Antik Roma'da yaşadı, hayatının büyük bölümü

Nicopolis'de geçti ve orada da öldü. Şayet bir isim verilmişse, ailesince verilen ismi bilinmiyor. Epiktetos sözcüğü Yunanca ‘da en basit anlamıyla “kazanılmış, elde edilmiş” anlamına geliyor.

Epiktetos Nasihatler, Tavsiyeler, Yaşam ve Bilgelik Sözleri:

  • Seni eğlendiren, ihtiyaçlarını gideren, eş deyişle sevdiğin şeyler karşısında temkinli ol. Onların ne olduğunu sorgula. En basit olanından başla işe. Bir çömleği sevdiğini idrak et. Böyle yaparsan, kırıldığında üzülmezsin. Eşini veya çocuğunu seviyorsan, kendi kendine “Fani bir varlığı seviyorum” de!
  • Hastalık beden için bir engeldir. Fakat irade zayıf olmadıkça iradeye engel olamaz. “Ben topalım.” Bu bedenim için bir zayıflık ve noksanlık. Başına herhangi bir felaket geldiğinde böyle düşün. O zaman bu felaketlerin sana değil, senin haricindeki şeylere engel olduklarını anlayacaksın!
  • Yürürken çiviye basmamaya, ayağının burkulmamasına nasıl dikkat ediyorsan, aynı şekilde varlığının en esaslı tarafının yani aklının çarpılmamasına dikkat et! Hayatının her anında bu kaideye riayet edersen daha sağlam adımlarla ilerlemiş olursun.
  • Alışkanlıklarını karşıt alışkanlıklarla boyunduruk altına al. Şehvete mi düşkünsün? Kendini ondan mahrum ederek on boyunduruk altına al. Tembel misin? İşe sarıl. Şaraba mı düşkünsün? Suyla yetinmeyi dene. Tüm kötü alışkanlıklarına böyle muamele et. Boşuna uğraşmadığını göreceksin. Kendine iyice güvenmeden kötü alışkanlıklarının yanından bile geçme. Zira tarafların gücü henüz dengelenmemiştir. Seni mağlup etmiş olan, yeniden mağlup edebilir seni.
  • Ruh, suyla dolu bir havuza benzer. Onun kanatları bu havuzu aydınlatan ışıktır. Havuzdaki su dalgalandıkça ışığın da dalgalandığı sanılır. Halbuki ışık olduğu gibi durmaktadır. Bu, insan için de böyledir. İnsan endişeli ve perişan olduğunda faziletler endişeli ve perişan olmaz. Onun özündeki kuvvetler harekete geçmiştir. Bu kuvvetler dinginliğe erdiğinde her şey dinginleşecektir.