Merhaba Bettina!..

Entschuldiegen Sie Bitte!, Bettina.

Merhaba Bettina,

Hallo! Diyecektim ama şimdi sabah sabah hava atar gibi olmasın.

Hatta, nasılsın? Yerine de, Wie gehts?

Umarım bunca yıldan sonra hafızan sana yardımcı olurda beni sana hatırlatır. Ben seni hiç unutmadım çünkü.

Çok ayıplayacaksın beni biliyorum. Sana karşı daha mektuplaşmaya başladığımız günlerden beri hep mahcup kaldım.

Küçücük ve boncuk gözlerinle, sapsarı saçlarınla bana baktığın o resmin de mektupların gibi kayıp Bettina.

Mektuplar ve resmin kayıp olabilir. Ama inan bana, o yılların üzerinden çok zaman da geçse de gençliğimizi gerilerde bırakıp, o günlere birer hayal olarak baktığımız, yaşadığımız şu günleri, yaşıyor olsak da unutulmuş değilsin.

Sana yeterince ilgi gösterememenin ve senin yazdıklarına karşı benim sana yazdıklarımın yeterli olamayışı her zaman beni üzmüştür.

Bana yazdığın her mektupta o güzel uçuk mavi kağıtlara ve düzgün el yazına, dikkatlice katlanmış süslü zarflara konularak bana yollanmış üniversitede öğrenmeye çalıştığım Almancayı, daha bir sever Almanya ya daha bir hayranlık duyardım. Yaşadığın yerleri çok merak eder seninle oralarda gezdiğimizi hayal ederdim Bettina.

Haklı olarak sen de benden bir resim istediğinde ne yapacağımı şaşırmış, elimde bulunan küçük vesikalık resmime saatlerce senin gözünle bakmış o resmi gördüğünde neler düşüneceğini inan bana çok ama çok merak etmiştim. O zamanlar gözlük takıyordum.

Sıfır yaka koyu lacivert bir t-shirt ile ve gözlüklerimle, esmer tenimle çevrende tanıdığın gençlere göre hiç şansım olmadığını derin bir acıyla içimde hissetmiştim.

Yolladım sana o resmi. Senden de tıpkı benim gibi resimle ilgili herhangi bir yorum almadım.

Zaman içinde yaşadığımız ortamlara göre, alışkanlıklarımız ve zevklerimizin de kadar değişkenlik gösterdiğini ikimiz de anladık.

Sen o zamanlar dünyayı kasıp kavuran müzik grubu Deep Purple’ı

Seviyordun. Bana da o grubu sevip sevmediğimi sormuştun.

Bense sen bana soruncaya kadar Cem Karacayı seviyordum.

İnan bana Bettina çok güzel sesi vardı. Türkiye de Moğollar diye bir müzik grubu vardı onlarda, buralarda ünlüydüler.

Cem Karaca şimdi hayatta değil Bettina.

Senin ülkenin, benim ülkeme göre çok daha gelişmiş, modern ve zengin olduğunu çok rahat bir öğrencilik dönemi yaşadığın her yıl kendi ülkenin dışında bir ülkede tatil yaptığını yazdıklarından ve gittiğin ülkelerden bana yolladığın o ülkenin güzel manzaralarıyla dolu kartları aldıkça içim ezilir, senin adına çok sevinir gülümserdim, kendi kendime.

İçimdeki küçük umudu mektuplarının uçuk mavi kağıtlarına, süslü zarflarına bağlar onları nerelere saklayacağımı da bilemezdim.

Rüyalarımda sana uçar, seninle el ele hiç görmediğim yerlerde gezintiler yapar ve sabaha güçlü uyanırdım Bettina.

Cüzdanıma yerleştirdiğim boncuk gözlerinle bana bakan resmine, sık sık bakar ve dalar giderdim kendi gerçeğimi unutarak.

Çok değilse de Betina, şimdilerde orta yaşı da geride bıraktım.

Neredeyse torun sahibi olacağım. Seninle ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Suç bende onu da biliyorum.

Evet suçluyum. O güzelliğin peşinden gitmeyip bir anda sana yazmayı o yılların ezilmişliği ve hatta belki de aşağılık duygusuyla birden bırakıp mektuplarını yanıtsız bıraktığım için.

Evet, bizim gerçeğimiz yalnızca benim Almancamı ilerletmekti.

Belki de devam etseydik, şimdilerde ben kendi dilim kadar güzel Almanca konuşuyor olabilirdim de.

Ama sanırım o yıllarda sen, neden benim sana yazmaya devam etmediğimi bir türlü anlayamamış o güzel boncuk gözlerinle öyle bakıp kalmışsındır Bettina.

En çok istediğim şeylerden birisiydi inan bana, Almanca anlamak ve konuşmak. Kendimi aşamadığım için şu an o konuda çok kısıtlı kaldım ve beni çok üzen konuların neredeyse başında gelmekte.

Ben de üzgünüm Bettina. Bunu sana yazmakta çok ama çok geciktiğimi biliyorum. Lütfen kabalığımı affet. Hem sana karşı hem de Almancaya karşı kabalık ettim yıllar önce.

Hatamı anlayıp ta ilerlemiş yaşıma rağmen pür telaş, Alman Kültür Derneğine kayıt olup, benden çok ama çok küçük üniversite öğrencileriyle birlikte Almanca öğrenme gayretimde yeterince fayda etmedi yıllar sonra. Bizim bir atasözümüz var Bettina, Sen belki duymamışsındır, dur sana yazayım onu.

‘’Ağaç yaş iken eğilir.’’

İşte böyle Bettina.

Lütfen sana garip gelmesin ama sormadan geçemeyeceğim,

Acaba, benim şu an Almanca konuşuyor olmamama, senin resmindeki boncuk gözlerin neden olmuş olabilir mi, Bettina?

Herzlichten Grüssen Bettina.