Sevginin Yolu Tüketimde Kaybolmuş!..

Takvim yaprakları 14 Şubat tarihini gösteriyor ve bir kez daha sevgi üzerinden önümüze konulan tüketim çılgınlığı ile karşı karşıya bırakılıyoruz. Sevgililer Günü olarak adlandırılan 14 Şubat’ın ülkemize gelişi 1990’lı yılların başına denk geliyor. O dönemin Sabah gazetesinin bu özel güne ilişkin verdiği eki ve orada yayınlanan sevgililerin birbirlerine yönelik sözlerini içeren ilanları hatırlıyorum. Ayrıca tam özel radyoların yayın hayatına girdiği ve bugüne ilişkin yayınlar yaptığı bir dönemle birlikte sevgililer günü, ülkemizde başta çiçek sektörü olmak üzere kuyumculuk ve yiyecek/içecek sektörleri tarafından ilgiyle karşılanmıştı.

Aradan geçen yıllar bu alana ilişkin çeşitliliği öylesine büyük boyutlara vardırdı ki, reklamlar aracılığıyla sevginizi nasıl bir biçimde gösterebileceğiniz bile önümüze konulmaya başlandı. Önceleri televizyon aracılığıyla gerçekleşen bu süreç ilerleyen evrede sosyal medyanın da devreye girmesi sonrasında çok daha interaktif bir görünüme büründü. Doğrudan satışın olanakları yükseldikçe bu alan aracılığıyla tüketimde bulunma oranları da artmaya başladı. Yeni dönemin hayatımıza soktuğu tüketerek var olma çılgınlığının farkında olan ve buraya özel ilgi duyan firmalar ki -başta pırlanta, altın kolye ve tek taş yüzükler olmak üzere- tam da buna ilişkin reklamlarla sevgiyi yüceltirken tüketimin önünü ardına kadar açtılar.

Özel günler kapitalist ekonominin nefes alması ve yaşadığı sıkıntılar karşısında yeni çözüm yolları üretmesine olanak sağladı. Bir zamanlar sosyologların boş zaman kavramı tartışmasının özellikle dijitalleşen yeni dönem sonrasında bambaşka bir evreye ve bambaşka bir görünüme büründüğü gerçeğini görmek durumundayız. Bu öylesine güçlü bir dalga yaratıyor ki tüketim ve ona eşlik eden kimlik yanılsamaları ile birlikte olan bitenin dışında kalabilmek ve yaşadıklarımızı sorgulayabilmek neredeyse imkansız bir hale dönüşüyor. Oysa tam bu noktada eleştiriye ve sorgulamaya çok daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Çünkü yeni dalga ile birlikte bir zamanlar insani olarak nitelendirmekte olduğumuz yanlarımız da elimizden kayıp gidiyor. Sevginin tüketim harcamalarının patikalarında kaybolması ve satın alınan tek taşla birlikte her şeyin güllük gülistanlık bir hale bürünmesi mümkün olabiliyor.

Oysa sevdiğinizi göstermek için harcama yapmanıza veyahut pahalı hediyeler almanıza gerek yoktur. Sevgi, içinde bulunduğumuz dünyada ünlü Alman sosyolog çift Beck ve Beck Gernsheim’ın yerinde tespiti ile insanların gerçekten kendilerini bulabildiği, başkalarıyla bağ kurabildiği tek yerdir. İçinde yaşadığımız belirsizlikler ve tehlikeler dünyasında, sevgi gerçektir. Sevgi, ‘kendine özgü kuralları uyan ve insanların beklentilerine, endişelerine, davranış kalıplarına kendi iletilerini kazıyan büyük bir güçtür”. Sevdikçe başkalaşır ve sevdikçe hem kendimizin hem de diğer bütün canlıların ayırdına çok daha fazla varırız. Seven insanın kalbi yumuşaktır çünkü sevgilisi onun kalbini kendisi ile doldurmuştur. Bu tek çıktığımız yaşam yolculuğunda ikiyken yine bir olabilme halidir ki bunu yaşayanlar gerçekten yaşadım diyebilecek olan bahtiyar insanlardır.

Sevginin ve özel günlerin kapitalist ekonomi tarafından kullanılması bir hayli uzun bir zamana dayanıyor. Geçen yıl sevgililer gününün Amerikan ekonomisine katkısı 19,6 milyar dolar gibi bir hayli önemli bir miktara sirayet ediyor. Ülkemizde de sevgililer günü öncesinde gittiğiniz tüm sinemalardaki reklamların bu özel ve bir o kadar da masraflı olduğu güne ilişkin olduğunu görebilirsiniz. Tabii bütün bu yayınlarda asıl öne çıkartılan sevginin gücü ve önemidir. Buna karşın eşinize, sevgilinize, nişanlınıza alacağınız bir tek taş ile onun kalbini fethetmiş olacaksınız ki bu her şeye değecek bir durum değil midir? Ana fikri ile mesaj her şeyin önüne geçirilerek verilmekte ve asıl niyet her zaman olduğu gibi bambaşka bir konumda bizleri karşılamış olmaktadır.

Bu özel ve bir o kadar da manidar günün kazananlarının başında kuyumculuk sektörü ile çiçek sektörünün gelmesi dikkat çekici. Her iki alanda da son bir haftadır hummalı bir çalışma devam ediyor. Bir gün önce 5 liraya alacağınız nergis demetini 10 ila 15 liraya almak durumunda kalıyorsunuz. Bu özel günün kıymetlisi kırmızı gül fiyatlarının yanına ise bir gün ara ile neredeyse hiç yaklaşılmıyor. Sevdiğini göstermek isteyen ülkemiz erkeklerinin normal zamanlarda çiçek almak yerine bu gün çiçek alma sevdası yüzünden fiyatlar astronomik olarak katlanıyor.

Sevginin ilginç bir tarafı bulunuyor; sizi ne kadar istemeseniz bile içine almayı ve orada farklı biri olmanıza yol açıyor. Bu duyguya kendisini kapattığını hatta yüreklerinin kilitli olduğunu söyleyenlerin bile, bundan kaçabilmelerinin mümkün olmadığı tarih boyunca ortaya fazlasıyla konulmuştur. Sevgi, insanı özel kıldığı gibi başka bir insan haline dönüştürebilme kapasitesiyle birlikte farklı bir aşamaya da taşıyabilmektedir. Zaten bu aşamaya ulaşan kişiler açısından sevginin yarattığı güzellik ve saflık, her şeyin önüne geçmekte ve dünyayı başka bir gözle görebilmelerine olanak sağlayabilmektedir.

Sevgi hissedilen kadar hissettirilendir ve sevgi, almak kadar vermeyi de beraberinde getirir. Hatta ne kadar çok verebilirseniz o kadar çok sevginizi arttırabilir ve daha başka biri haline dönüşebilirsiniz. Önce tek olarak yola çıkarız buna karşın ruh eşimizi bulduğumuzda bu yolculuk ikili bir hale gelir ve bir sonraki aşamada ise ikiyken bir olma evresine geçeriz. İşte aranan, özlenen ve üzerine şiirler, romanlar, hikayeler yazılan tam da bu aşamadır. Bir olabilme ve birlikte görebilme halidir bu yaşanan.  İşte bu noktaya gelindiyse artık karada ölüm yoktur denilebilir.

Sevmek içinde yaşadığımız dünyada en fazla ihtiyaç duyduğumuz buna karşın böylesine karşılık veremediğimiz duyguların başında gelmektedir. Sevmeyi istemek yetmez tıpkı sevmeyi beklemenin yeterli olmadığı gibi. Sevmek aynı zamanda yeri geldiğinde tüm dünyayı karşına almayı gerektirebilecek kadar devrimci bir eylemdir de. Öte yandan ne kadar çok bekledim bu benim de hakkımdı diyerek sevgiye erişemezsiniz. Sevgi için çaba göstermeli, emek sarf etmeli ve mücadele etmelisiniz. Beklemekle vakit harcamak arasındaki fark, sevgi ile sevdiğine kendini inandırma arasındaki kadar belirsizdir. Ancak sevgiyi yücelten seven kadar sevilenin de bunun farkında olması ve karşılık vermesidir.

Sevgiyi bir güne hapsedemeyeceğimiz gibi alınacak tek taş yüzüğe veya nevresim takımına da indirgeyemeyiz. Sevginin yolunun tüketim çılgınlığından farklı bir yerde konumlandırmak ve hayatlarımızın daha fazla kirletilmesine bu şekilde vesile olunmasına da her ortamda karşı çıkmak durumundayız. Burada amaç sevgililer gününün kutlanmasının önüne geçilmesi değildir, tüketim üzerinden olan bitenin normalleştirilmesine karşı çıkmalıyız. Sevgiyi ve sevmeyi para üzerinden görmek kadar bunun gösterilmesi de son derece tehlikeli bir durumu, hepimizin önüne koymaktadır. Oysa asıl olan sevginin kendisidir ve bunu göstermenin bin bir yolu vardır, bunun için bakacağımız yer yine sevgi dolu yüreklerimizdir.