Türkiye’de Futbol En Az Futboldur!..

Türkiye’de futbolun, siyaset ile kurduğu derin bağlantıların kökleri çok eskilere dek uzanmaktadır. Buna karşın siyasetin yanına, ekonomi ve kültürel dünyamızda olup bitenleri de eklediğimiz andan itibaren, futboldan başka her şeyin konuşulduğu bir görünüm ile karşı karşıya kaldığımız gerçeğini ortaya koymak durumundayız. Çünkü ne oynanan futbol ne tribünlerde yaşananlar ne de sonrasında olup bitenler üzerinde futbol neredeyse hiç ama hiç bulunmamaktadır.

Futbolla yatıp kalktığı söylenen buna karşın futbolun her defasında siyasetin kenar süsü haline dönüştürüldüğü bir anlayışla karşı karşıya bırakılıyoruz aslında. Oysa tüm bu ve bunun gibi bütün değerlendirmeler esnasında bizlere hep, futbolu ve futbol sahalarını siyasileştirmemek, ideolojik hale dönüştürmemek gerektiği salık veriliyor. Federasyon başkanından, futbolcusuna, yorumcusundan, kulüp başkanlarına kadar siyasi açıklamalar yapmak serbest buna karşın taraftarlara geldiğimizde ‘bu kadar da olmamalı’ diyoruz.

Taraftarlar açısından durum oldukça mayınlı bir alan görünümü şeklinde cereyan ediyor. Çünkü var olan iktidar ve buna yönelik bir takım uygulamaları dolaşıma soktukları takdirde cezalandırılma riskleri oldukça yüksek. Buna karşın var olan durumu kabullenme hatta ona eşlik etme şeklinde bir teamül geliştirirlerse destek görmekle beraber bu kez kendi içlerinde sıkıntı yaşama tehlikeleri mevcut.

Tribünleri ve orada yer alan taraftarları var olan siyasal düzeni eleştiren unsurlar olarak düşünmek ve bunun üzerinden çıkarsamalar yapmak, çok insaflı bir girişim olmayacaktır. Elbette futbol da içinde yapıldığı ülkenin dinamiklerinden beslenen hatta bizim gibi ülkelerde bu yapıyı besleyen de bir alandır. Buna karşın farklı ideolojik bakış açılarına sahip olmakla birlikte aynı takımın renkleri üzerinden hayata bakmayı tercih eden insanları, bir örnek gibi düşünmek de problematik bir durumdur.

Uzun yıllardır tek taraflı ev sahipliği üzerinden stadyumları arenalar haline dönüştüren zihniyetin, tribünlerdeki uzantıları için, derbi müsabakaları bir nevi ezeli düşmanlarının kurban edilme görüntülerinin sergilendiği görsel şovlardır. Bunun için uzun uğraşlarla hazırlanan kareografiler dolaşıma sokulur ve ne kadar fiyakalı bir taraftar grubu oldukları böylece teyit edilmiş olur.

Tektipçi zihniyetin en kolay ve çabuk şekilde dolaşıma girdiği yerlerin tribünler olması üzerinde daha çok kafa yormak durumundayız. Ülkemizin dört bir köşesine sinen racon kesme halinin, tribünlerde de yer etmesi ve burada da aynı dilin dolaşıma sokulması tesadüf değildir. ‘Gereğinin yapıldığı’, ‘reisin bildiği’ ve ‘farklı tribün gruplarına’ izin verilmediği yeni bir tribün kültüründen söz ediyoruz. Taraftar gruplarının kendi ‘askerlerini’ devşirmelerine olanak sağlayacak olan, bu yeni yapı sayesinde işin hem maddi hem de manevi yanı fazlasıyla karşılanmış oluyor.

Tribünlere hakim olan mikro iktidar sahipleri ile kulüplerin yönetimleri arasındaki adı konmamış gizli anlaşmalarla futbolcu dövdürmekten, yorumcuların korkutulmasına hatta kulüp yönetimine aday olanlara göz dağı verilmesine kadar uzanan bir dizi eylem, futbol için gerçekleştiriliyor. Bu anlayışın medyadaki uzantılarının olması, yaşanan gelişmeler sonrasında doğrudan muhatap alınmalarına ve görüşlerine başvurulan muteber kişiler haline dönüştürülmelerine de olanak sağlıyor.

Aslında futbol adına yapılan buna karşın futbolun dışında içerisinde her türlü ilişkinin devşirildiği bir düzen ile karşı karşıya bırakılıyoruz. Vıcık vıcık cinsiyetçi bir dilin matah bir halt ediyormuş gibi dolaşıma sokulduğu ve bel altı vuruşların ‘adam’lık sayıldığı bir futbol kültüründen söz ediyoruz. Dostluk, kardeşlik, fair play cümlelerinin havada uçuştuğu buna karşın her fırsatta ana avrat küfürlerin dolaşıma sokulduğu bir futbol dünyamız var.

Futbolcularımız her pozisyonda konuşurken okunmasın diyerek elleri ile ağızlarını kapatıyorlar. Buna karşın sinirlendikleri anda gözleri hiçbir şey görmediği için ağız dolusu edilen o….. ç….. ifadeleri ise dikkatlerden kaçmıyor. Bu kadar çok argo ve küfrün kullanıldığı buna karşın sanki hiç yokmuş gibi davranıldığı başka bir ülke var mıdır acaba? Futbol sahasının içi de dışı da, ülke insanı için ‘deşarj olma’ alanı olarak konumlandırılıyor.

Oysa futbolun amacı ne şarj ne de deşarj etmektir, tam aksine eskilerin deyişiyle temaşa sanatının icra edilmesidir. Bizim yaptığımız ise futbol dolayımıyla hem kendimizi hem de bizim dışımızda kalan herkesi içerisine alacak bir cenderenin içerisine sokmaktır. Bunu yaparken başta medya olmak üzere kullanılan dilin cinsiyetçi, spekülatif ve argo üzerinden inşa edilmesi üzerine bilimsel açıdan yaklaşmayı çoğaltmak durumundayız. Böylece medya alanında ortaya konulan söylemlerin dekode edilmesini(çözümlenmesini) gerçekleştirebilir ve buradaki ideolojik arka planı ortaya koyabiliriz.

Dünya derbisi olarak adlandırmaktan keyif aldığımız buna karşın bizim kendimizi kandırdığımız karşılaşma sonrasında her zaman olduğu gibi futbolu değil, bambaşka konularla meşgul edildik. Derbi ile değil ama ‘ayağa kalk’ kareografisi hakkında soruşturma açılması ile dünyanın ilgisini çektik. Fakat hakikaten ne FETÖ’ymüş futbolun da içerisinde bulunduğu el atmadığı bir alan kalmamış. Taraftar grupları en FETÖ’cü kim diyerek birbirlerini işaret etmeye devam ediyorlar.

Ekranlarda program yapıp yorumlarla futbolu değil kendilerini görünür kılmayı sürdürenler açısından ise yapılacak şey son derece kolay. Ülkesini, bayrağını, milletini sevdiğini açıklamak, 15 Temmuz gecesi ne yaptığını/nerede olduğuna tanıklık etmek ve Cumhurbaşkanımıza bağlı olduğunu beyan etmek. Böyle yaptığınız takdirde hem kendinizi hem de konu ile ilgili programa bağladığınız kişiler hakkında yapılabilecek olan eleştirileri ortadan kaldırmış oluyorsunuz.

Peki, futbol nerede? O zaten uzun zaman önce aramızdan ayrılmıştı bir başka deyişle ‘sizlere ömür’. Biz aslında hep futbolu değil kendimizi sevdiğimizi ve kendimizle kurduğumuz ilişki üzerinden futbolu adeta kötürüm haline dönüştürdüğümüz gerçeğini bir türlü kabul etmek istemedik! Futbolun yarattığı sanal büyüklük ve elimizdeki yegane kimlik sayesinde bize özgülüğün doruklarında yaşamayı, futbolu sevmek zannettik!

Oysa tıpkı mahallelerimizi kendi ellerimizle yıkarak daha modern haline geleceğimizi sandığımız gibi stadyumlarımızı arenalar haline dönüştürdükçe ve paraya gark oldukça, daha iyi takımlarımız olmadı! Tam aksine futbolun ruhunu bir daha yakalayamamak üzere elimizden kaçırdık. Bugün içinde yaşadığımız ülkede futbol görünümlü siyaset, ekonomi, kültür, gündelik hayat vb. gibi onlarcası bize futbol diyerek sunuluyor ve biz de tüm bu olup bitenleri tıpkı bir maçı izler gibi izlemeye devam ediyoruz. Buna karşın unuttuğumuz ise, izleyenlerin oyunun gidişatına müdahalede bulunamayacakları gerçeğidir.