İZMİR, SEVGİ VE AŞK İSTER (PUNTA'DAN, KONAK’A)

Venizelos bir emir vermiş. İzmir’in işgal görevini, Yunanistan’ın en seçkin birliği olan 1. piyade tümenine verilmesini istemişti. Albay Nikolaos Zafiros komutasında üç piyade alayıyla iki topçu taburundan oluşan bu tümen, 12 Mayıs’ta Eleftheron limanında (Selanik yakınlarında) demirlemiş nakliye gemilerine bindirilmişti.

Aynı limanda, İngiliz kaptan Gover Granvil’in komuta ettiği üç İngiliz ve dört Yunan torpidosundan oluşan bir flotilla da bulunuyordu. 13 Mayıs sabahı limandan ayrılan gemiler, İzmir’deki İngiliz Amirali Calthorpe’dan aldığı emir gereği 14 Mayıs öğle üzeri Midilli Adası’nın Yera Körfezi’ne demirledi. Plan Şuydu: Olası bir Türk direnişini kırmak için İzmir kuşatılacak 1/38 Evzon Alayı güneybatıdan, Karantina - Kadife kale çizgisini; Beşinci Alay, Kuzeybatıdan, Punta (Alsancak) - Kadifekale çizgisini tutarken, Dördüncü Alay, Türklerin oturduğu mahalleleri denetim altına alacaktı.

İTALYAN RESSAM’IN ÇİZDİĞİ RESİM

İtalyan ressamın çizdiği resme çok garip duygularla bakmaya devam ediyorum. Vahşeti gerçekleştiren Yunan askerlerinin ellerinde, ucunda bana çok ama çok uzun gelen süngülerle silahsız İzmir halkının katledilişindeki gerçeklik her süngünün benim de yüreğime derinlemesine batışı anlamına geliyor. İtalyan ressam yağmuru unutmamış. Ortada saat kulesi tüm çaresizliği ile durmakta resmin tam ortasında ise mavi beyaz haçlı Yunan Bayrağı dalgalanıyor. Konak Meydanı o an süngülenmiş İzmir halkının cesetlerini bağrına almış, her yer ceset dolu. Yerli Rumlarca sevinç gösterileri arasında Punta (Alsancak) limanından İzmir’imize ayak basan Yunan askerleri, Konak meydanına doğru alkışlar arasında ilerlerken böyle bir şeyle karşılaşacaklarını sanırım tahmin etmediler. Evet, bir direniş için hazırlık yapmışlardı ama Osman Nevres Bey’in (Hasan Tahsin) direkt Yunan sancaktarına kurşun atacağı akıllarının ucuna dahi gelmiş olamaz. O nedenledir ki, bu şaşkınlık geçer geçmez, Konak meydanında kim var kim yoksa öldürmeye başladılar. Gözleri dönmüşçesine. Tam iki gün devam eden o katliama, hırslarını alıncaya kadar da devam ettiler.

İZMİR’İ HİSSETMEK

Kendini Egeli ve İzmirli hisseden herkes benim buraya sığdırmakta çok zorlanacağım bu şanlı kurtuluş destanının her gününü, saatini ve dakikasını bilmek zorundadır. Evet bilmek. Bileceğiz ki, sonrasında başımızı onurlu bir şekilde dik olarak kaldırıp, derin bir nefes alalım ve şehitlerimizi rahmetle anıp onlara minnet duyalım. Her karış vatan toprağının kutsal olduğunu da anlayabilelim. Tüm tarihi boyunca hem de daha antik çağdan beri, İzmir ticari ve ekonomik önemi nedeniyle Akdeniz dünyasında kendini daima kabul ettirmiş, istisnai coğrafi konumu, insanların, ürünlerin ve de fikirlerin zorunlu geçiş noktası olarak bu güzel şehrimizin yüzyıllar içerisinde oynadığı ve oynayabildiği rolü de kendimize açıklayıp gözümüzden kaçırmayalım.

Smyrne’nin, bütün 19. yüzyıl boyunca gayrimüslim bir şehir olması, onun portesinin bir diğer temel tarafını oluşturur. Şehrin sakinlerinin, farklılıklarının ötesinde, nasıl bir ortak yaşam sürdürdüklerini anlamak önem taşır. Smyrne nüfusunu oluşturan grup ve cemaatlerin art arda incelenmesinden yola çıkılarak çoğul bir Smyrne sunma tercihi, asla bunları ayıran ya da karşı karşıya getiren şeyler üzerinde daha fazla durmak ya da herkesin çok sayıda alanda kendi kurumlarına ve daha fazla özerkliğe sahip olduğunu vurgulamak yönünde bir irade olarak yorumlanmamalı. Burada tasvir edilen Smyrne toplumu, bir mozaik olmanın ötesinde, bu toplumu oluşturan grupların birlikte varlığı ve komşulukları ve aralarında bağ oluşturan şey nedeniyle, bağdaşık bir bütün olarak mevcuttur. Smyrne’nin kültürel ve entelektüel ışıltısı birçok biçimde açıklanabilir. En aşikar olanı, bu şehrin Batı dünyasıyla ve daha genel olarak dış dünyayla o dönemde ve daha öncesinde de sürdürdüğü ilişkilerdir. Smyrne’nin kozmopolitizmidir ki, bir ışıltı yaratır. Yalnız bu ışıltı "Şark’ın küçük Paris’i" imgesinin ardında olanı, dekorun arka yüzünün varlığını unutturmamalıdır. Şehrin bütün sakinlerinin gündelik yaşamını oluşturan bir başka Smyrne şehri. Bu her iki şehir de birlikte var olmakta, bir bütün oluşturmaktadır birbirini unutturmadan.

Smyrne İçeceğiz, aşka inandığımız için. O sulardan, parıl parıl saf derelerinde oynaşan, balıklar olacağız. Dağlarında, bugünü özleyerek, nergisler toplayacağız. Belki de Smyrne'ye, aşık olacağız deliler gibi. Yepyeni yüzyıllara onun belleğinden ulaşacağız. Yakalanıp amazonlara, hiçe sayacağız erkekliğimizi, ağlayacağız. Hiçbir zaman unutmayacağız ne annemizin ne de kentimizin yüzünü. Beş parmaklı çınar yaprağına saracağız, kırmızı güllerle, aşkımızı.

Özdener GÜLERYÜZ